Van Gölü'nde yaşayan endemik inci kefali için her yıl uygulanan 90 günlük av yasağı 15 Temmuz itibarıyla sona erdi. Yasağın kalkmasının ardından balıkçılar yeniden ava çıkarken, Piri Reis Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, inci kefalinin yaşam döngüsünün Van Gölü ekosistemi açısından taşıdığı öneme ve yıllardır sürdürülen koruma çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Whatsapp Image 2026 07 23 At 10.32.04

İnci kefalinin yaşamını Van Gölü'nün tuzlu ve sodalı sularında sürdürdüğünü belirten Sarı, üreme döneminde ise göl sularının uygun olmaması nedeniyle her yıl ilkbaharda akarsulara göç ettiğini söyledi. Mayıs sonu ve haziran başında Van Gölü çevresindeki derelerin akıntının tersine yüzen milyonlarca inci kefaliyle dolduğunu ifade eden Sarı, balıkların göç boyunca beslenmeden yolculuk yaptığını kaydetti.

“BU GÖÇ, DOĞANIN EN ETKİLEYİCİ MÜCADELELERİNDEN BİRİ”

Göç sırasında inci kefalinin şelaleleri aşmaya çalıştığını, martılar, yılanlar ve kaçak avcılık gibi birçok tehditle karşı karşıya kaldığını belirten Sarı, “İnci kefalleri, yaşamlarına Van Gölü'nün tuzlu ve sodalı sularında başlıyor. Ancak gölün suyu üremeye uygun olmadığı için her yıl ilkbaharda büyük bir yolculuğa çıkıyorlar. Mayıs sonu ve haziran başında, gelinciklerin açtığı günlerde Van Gölü çevresindeki dereler akıntıya karşı yüzen milyonlarca inci kefaliyle dolup taşıyor.

Bu göç, doğanın en etkileyici mücadelelerinden biri, inci kefalleri, göç boyunca beslenmiyor, önlerine çıkan şelaleleri zıplayarak aşmaya çalışıyor, bazen adeta uçarcasına suyun dışına fırlıyor. Martılardan yılanlara, kaçak avcılardan doğal engellere kadar sayısız tehlikeyi geride bırakarak yumurtalarını bırakıyor. Ardından yeniden Van Gölü'ne dönüyorlar, yumurtadan çıkan yavrular ise serin dere sularında yaşama gözlerini açıyor.” dedi.

“DİLEĞİMİZ, KEFALLERİN TÜM BU ZORLUKLARI AŞMASI”

Yumurtadan çıkan yavruların serin dere sularında yaşamlarına başladığını aktaran Sarı, bu sürecin korunması için uzun yıllardır çok sayıda kurum ve kişinin görev aldığını belirterek, “Bu küçük canlıların bugün hayatta olabilmesi için yıllardır akademisyenler, askerler, yöneticiler, kamu görevlileri, polisler, gönüllüler, basın mensupları ve bölge halkı büyük bir özveriyle çalıştı.

Koruma çalışmaları sayesinde yavru balıklar büyüme şansı buldu ve şimdi onların da Van Gölü'ne dönüş yolculuğu başladı. Elbette önlerinde hala birçok tehlike var, dileğimiz, tüm bu zorlukları aşarak Van Gölü'nün masmavi sularına ulaşmaları, burada büyüyüp güçlenmeleri ve yaklaşık üç yıl sonra yeni bir nesil oluşturmak için yeniden aynı derelere dönmeleri.” ifadelerini kullandı.

“KEFALLER VAN GÖLÜ'NÜN YAŞAMI, UMUDU VE GELECEĞİDİR”

Yavruların Van Gölü'ne dönüş sürecinin başladığını belirten Sarı, “Bu yıl anne inci kefallerinin zorlu göçünü yerinde görmeyi çok istemiştim, nasip olmadı ama yavrularını görebildim. O küçücük balıkları görmek gözümü de, gönlümü de aydınlattı.

Çünkü onlar yalnızca bir balık değil; Van Gölü'nün yaşamı, umudu ve geleceği. İnci kefali dünyada yalnızca Van Gölü'nde yaşayan endemik bir tür, Van Gölü'nün sırlarını da, umudunu da içinde taşıyor. Onlar olmazsa Van Gölü, yaşamın çekildiği kocaman ve sessiz bir çöl olur. Benim de hayatım, bu balıkların mücadelesiyle iç içe geçti.” diye konuştu.

“BUGÜN GELİNEN NOKTADA BUNUN KARŞILIĞINI GÖRMEK BÜYÜK BİR MUTLULUK”

1992-2016 yılları arasında, 23 yıl boyunca inci kefalinin korunmasına yönelik çalışmalar yürüttüğünü aktaran Sarı, son olarak şu sözleri kaydetti:

“Bugün gelinen noktada bunun karşılığını görmek büyük bir mutluluk, dünyanın dört bir yanından doğa tutkunları, fotoğraf sanatçıları ve araştırmacılar inci kefalinin göçünü izlemek için Van'a geliyor. Koruma çalışmaları sayesinde balıkların sayısı arttı, Van Gölü çevresinde yaşayan insanlar bu eşsiz canlıya sahip çıktı ve inci kefali artık daha güvenli koşullarda üreme göçünü gerçekleştirebiliyor.

En büyük dileğimiz ise inci kefalinin yalnızca Van'ın değil, Türkiye'nin de simgelerinden biri haline gelmesi; bu eşsiz göçün dünyaya anlatılması ve Türkiye'nin tanıtım filmlerinde hak ettiği yeri almasıdır.”

Kaynak: Fatma Öztürk