Bakan Özhaseki'nin sorulara verdiği yanıtlardan öne çıkan satır başlıkları şöyle:

'HER AN DEPREM OLABİLİR'

"Hiç kimseyi tedirgin etmek istemeyiz. Ancak bazı gerçekliği de mutlaka hem benim söylemem lazım hem de insanların gönlünün rahat olması lazım. Türkiye bulunduğu konum itibariyle Himalaya'lardan Alpler'e uzanan hatta en riskli 5 ülkeden biri. Son 100 yıl içinde 6 ve üzerindeki yıkıcı deprem sayısı tam 226. Senede neredeyse 2 veya 3 tane ya denizlerimizde ya ana karamızın üzerinde 6'nın üzerinde deprem oluyor.

Her 1,5 senede bir yıkıcı deprem oluyor. Hepimiz bilelim ki, Türkiye deprem ülkesidir. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Deprem her tarafta her an olabilir. Sabah Ankara'daydım, Konya Kulu'da olan depremi hissettim.

Halbuki Konya, Niğde, Kayseri o civar çok emin bir bölge olarak gözükür. O halde iken buralarda deprem üreten fayların olduğunu bilmemiz lazım. Türkiye resmen bir deprem ülkesidir. Ama birinci derecede ama ikinci derecede. Ama çok ama az deprem üretiyor. Böyle bir riskimiz var. Üç tane çok net riskli gördüğümüz yerler var."

'TAHMİNİ OLARAK 2030 YILINDA OLABİLİR'

"1939'da olan deprem Erzincan'da devam eder, Bolu'da kırılmalar oldu. En son Gölcük depremi olur. Adaların önünde özellikle B segmenti olarak tarif edilen ortalama 400-500 yılda bir kırılan bir hat var. Süre dolmuş gibi gözüküyor.

Saniyeler sonra deprem olabilir veya 20 sene sonra olabilir. Hangi tarihte olacağı hususunda net kimse bir şey söyleyemiyor. Tahmini olarak 2030 yılına kadar burada kırılma olacağını, şiddetinin 7,5'un üzerinde olacağı şeklinde düşünce var. Bu konuda uzmanların söylediğini aktarıyorum. Marmara denizine bakan ilk cephelerde sıkıntı olduğunu rahat söyleyebiliriz.

Arkalar biraz daha emin gibi gözükebilir. Ancak Marmara denizine bakan cephelerde 99'dan sonra yönetmeliklere uygun olarak yapılmış binaların hiçbirisinin etkileneceğini düşünmüyorum. Çok emniyeti ön planda tutan yönetmelik geliştirildi.

Zemin etüdünü yapmış, statik hesaplarını çıkarmış, sıfır toleransla bina yaptırmış olan birisi 30 katlı da yaptırmışsa emniyetli şekilde evinde oturabilir, hiçbir şey olmaz. Ancak 10 kilometre-20 kilometre ötede 70-80'li yılllarda yapılmış, demir kullanımının basit yapıldığı ortamda, üzerinde kaçak yapı olan bina her zaman tehdit altındadır. Son depremde Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman etkilendi. Fakat Gaziantep'in iki ilçesi yok oldu neredeyse. Kilis, Adana, Osmaniye, Elazığ, Diyarbakır'ın çevresi etkilendi. Kayseri'nin uç ilçesi etkilendi."

'MERKEZİ İDARE VE YEREL YÖNETİM HAZIRLIK YAPMALI"

"Batıdaki sanayi devrimi öncesinde göçler ile Türkiye arasında belki de 200 yıla yakın süre var. Türkiye'de büyük şehirlere geç 1950'li yıllarda başlıyor. Hızla İstanbul, Ankara, büyük şehirlere doğru insanlar geliyor. Rahmetli Özal anlatmış. Uzmanlar Mamak tarafında inceleme yapmış. Uzmanlar demiş ki, 'Bu insanlar burayla gelirken hükümet yok muydu?'. İnsanlar komşusunun yanına, Hazine arazisine, vakıf arazisine yerlerini yapmaya başlamışlar. İnsanlar hızla göç ettiklerinde mücadele metodu olarak o günkü belediyeler yüzde 5'ini zor yıkmışlar. Açıp Hazine arazilerine 4 çizgi çekip de 'Bari bunların üzerine yapın' dememişsiniz.

Belediye başkanları bile 'Şuraya yapın' diye tarif edenler olmuş. 1 oy alacağım diye birkaç sene sonrasını hesaplayamadılar. Başımıza varoş diye tarif edilen mahalleler çıkmaya başladı. Türkiye'de 30 milyon bağımsız birim varsa emin olun büyük bölümü bunlardan oluşuyor. Elbette imar afları sıkıntı yaratır ama o çaresizlikten yapılmış işlerdir. Bir neden değildir o. Vatandaş başını bir yere sokmak ister.

Siz merkezi idare, yerel yönetim olarak buna hazırlık yapmazsanız vatandaş konutunu bulur. Siz mecbur kalırsınız. İşin sebebi, aslı, esası gelen göç karşısında merkezi idare ve yerel yönetim olarak hazırlık yapacaksınız. Yer göstereceksiniz. Bunu Kayseri'de yapabilmiş birisi olarak konuşuyorum."

BAKAN ÖZHASEKİ İSTANBUL'DAKİ ÇOK RİSKLİ BİNA SAYISINI AÇIKLADI

"Üç ayak var. Birincisi Bakanlık. Bakanlık kanun koyucu, düzenleyici, destekleyici gerekirse rezerv alanı belediyeye vererek rahatlatmaya çalışan kurum. İkincisi belediyelerimiz. Belediyelerimiz en riskli bölgeleri hesaplayarak vatandaşın rızasını alıp, bakanlığa gelip bu işi yürütmesi lazım. Ben her İstanbul'a geldiğimde yaptığım toplantıda belediyelere 'Burada AK Partili değil devletin bakanı olarak görün, yeter ki hazırlık yapın, gelin ben size sonuna kadar destek vereceğim' diyorum. Bu işin siyaseti olmaz, sonu hüsran olur.

Bu işin üçüncü ayağı da vatandaş. Vatandaş 'siz herkesle anlaşın benimki kolay' diyor. Orada işler sarpa sarıyor. Burada herkesin gönüllü olarak el birliği içinde gönüllü olarak katkı sunması lazım. İstanbul'da bırakın deprem olmasını, güçlü rüzgarla yıkılacak binalar var. İstanbul'da 600 bin bina çok riskli. Her sokakta bir binanın yıkılması demek trafiğin durması gerek.

Bu altyapının kesilmesi manasına gelir. Mecburen doğalgazı kesersiniz, elektrikler yenmez, su akmayabilir. Kanalizasyonlar tıkanmış olur. Suyun akmadığı, elektriklerin olmadığı, doğalgazın çalışmadığı ortamda bir şehri hayal edin. Ne çıkar karışınıza? İnsanların enkazdan çıkarılma işi o kadar zor ki, binaları yapmaktan daha kolay."

'YIKILAN BİNALARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ 2000 YILINDAN ÖNCE YAPILAN BİNALAR'

"Mesela Kahramanmaraş depreminde şu tür eleştiriler ve haksız eleştiriler oldu. Efendim geç kalındı, erkenden tedbir alınsaydı böyle olmazdı diye. 250 bin binanın yıkılacağını 1 ay öncesinden öngörseniz, 250 bin bina için 20 kişi hazırlayacaksanız 5 milyon insanı hazır edeceksiniz. Bir binada neredeyse 100 kişinin çalıştığı oldu. 25 milyon insanı Kahramanmaraş depreminde hazır etmeniz gerekiyordu.

Her bina için 10 tane araç bulundurmanız gerekiyorsa 2,5 milyon araç bulundurmanız lazım. O kadar zor ki. Depremden önceki hazırlık çok daha kıymetli. Deprem olduktan sonra bu işlerin yapılabilirliği çok zor. Deprem olmadan önce depreme hazırlık için harcayacağınız miktar neyse deprem olduktan sonra harcayacağınız maliyet 7 misli. Genellikle bu binalar hangi döneme ait, niye yıkılmışlar, yüzde kaçı hangi sebeple yıkılmış diye baktığınızda büyük bölümün 2000 yılından önce yapılan binalar olduğunu rahat söyleyebiliriz."

İSTANBUL'A ÖZEL KANUN GELİYOR

"Bu çalışma birkaç senedir Bakanlık bünyesinde sürüyor. İlk bakanlık döneminde de özel çalışmalar vardı, arkadaşlar devam ettirdiler. İstanbul'da 39 ilçe ve büyükşehir belediyemizi davet ettik. Onların elinde raporlarla katkı sunabilirlerse alabileceğimizi söyledik. 2 aydır belli aralıklarla İstanbul üzerindeki kanun teklifimizi arkadaşlarla paylaşıyoruz. İmamoğlu ekibiyle birlikte Ankara'ya geldi.

Görüştük kendisiyle. 'Siz de bulunun' dedim. "Ara ara medyada çalışmalardan bahsediyorsunuz, bizimle gelin paylaşın, katkıda bulunun" dedim. Bunun siyaset üstü mesele olduğunu söyledim. Bu konu siyasete kurban gidecek mesele değil. Sağ olsun o da titizlikle riayet ediyor. 15 gün içerisinde deprem şurası yapacağız.

Kanunu çok hızlı bir şekilde Meclis'e gönderip, çıkarmak istiyordum. 15-16 Eylül'de deprem şurasını yapmayı düşünüyoruz. Meclis açılmadan Meclis Başkanlığımıza teslim etmeyi düşünüyoruz. Plan Bütçe Komisyonu'nun toplanarak orada tartışılabileceğini, Ekim ayı içerisinde Meclis'e havale edebileceğimiz söylendi. İstanbul'a özel deprem kanunu Meclis açıldıktan sonra Ekim ayı başı gibi."

"GAYRİMENKUL DEĞERLEME GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULACAK"

"Önümüzdeki günlerde yapacağımız işler, atacağımız adımlar bu konuda harcanacak olan rakamı netleştirecektir. 350 bin konutu paramız varsa biz yapacağız. Değilse bu işi müteahhitlere vereceğiz. İstanbul üzerinde kuracağımız yapı içerisinde Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürlüğü gibi bir yapı düşünüyoruz.

Bütün yerleri tarayacaklar, satışa arz edilip, satıştan elde edilecek gelirlerin İstanbul kentsel dönüşümünde ilk etapta kullanılmasını öneriyorum. Maliye bize para ver demek işin kolay tarafı. Bizim yaptığımız çalışmalarda boşalttığımız yerdeki binaları ilçe belediyelerine bırakıp sosyal donatı haline getireceğiz. Arsa arzı fiyatları düşürmüş olacak. 10 milyonluk evde oturup 1000-2000 bin lira emlak vergisiyle geçiştirenleri biliyoruz. Gerçek değerleme çalışması yapılıyor."

Superhaber

Editör: Mehmet Salih Giyci