Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, felaketin yarattığı acı ve yıkım hala hafızalardaki tazeliğini koruyor. “Asrın felaketi” olarak nitelendirilen ve 11 ili etkileyen depremlerde resmi verilere göre 53 binden fazla kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 13 milyon kişinin yaşamı doğrudan etkilendi.

Depremlerin üçüncü yıl dönümünde Türkiye genelinde anma etkinlikleri düzenlenirken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Afet Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Ali Kılıçer, depremlere ve Türkiye’nin afet gerçeğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ali Kılıçer Van Açıklama

Depremin yalnızca yıkılan binalardan ibaret olmadığını söyleyen Doç. Dr. Ali Kılıçer, 6 Şubat depremlerinin toplumsal ve ekonomik etkilerinin hala sürdüğünü belirtti. Deprem sonrası yaşanan kayıpların psikolojik boyutuna işaret eden Kılıçer, toplumun büyük bir kısmının hâlâ bu felaketin etkisi altında olduğunu ifade etti.

“PSİKOLOJİK OLARAK DA TOPLUM HALA CİDDİ SIKINTILAR YAŞIYOR”

Türkiye’nin son yıllarda büyük depremlerle sık sık karşı karşıya kaldığını hatırlatan Kılıçer, “6 Şubat depremi hala çok taze, acısı çok yeni. O şoku üzerimizden hala atamadık, yaralarımızı sarmaya devam ediyoruz. Çok sayıda insanımızı kaybettik, psikolojik olarak da toplum hala ciddi sıkıntılar yaşıyor, yani çok taze bir şeyden bahsediyoruz.” dedi.

Deprem Van

“10 YILDA BİR, 7’NİN ÜZERİNDE BÜYÜK DEPREMLERLE KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ”

1999 Marmara Depremi’nden 2023 Kahramanmaraş depremlerine kadar geçen süreçte, farklı bölgelerde yıkıcı depremler yaşandığını söyleyen Kılıçer, “1999’dan 2023’e kadar baktığımızda Türkiye üç büyük deprem yaşadı. 1999 Marmara, 2011 Van ve 2023 Kahramanmaraş depremleri. Ortalama 10 yılda bir, 7’nin üzerinde büyük depremlerle karşı karşıya kalıyoruz ve bu depremler farklı bölgelerde oluyor. Marmara’da oldu, Doğu Anadolu’da oldu, Güneydoğu Anadolu’da oldu. Bu çok ciddi bir tablo, hem can kaybı anlamında çok ciddi bir problem var hem de maddi olarak ülkeye çok ağır bir yük bindiriyor. Maraş ve Hatay bölgesinin yeniden inşası için konuşulan rakamlar 100 milyar dolar seviyesinde. Bu rakamlarla birkaç tane ülke kurarsınız ama biz bunu tek bir afetin yaralarını sarmak için harcıyoruz.” diye konuştu.

turkey-earthquake-Kahramanmaras-9-february-reuters

“DEPREMİN ETKİSİ SADECE YIKILAN BİNALARLA SINIRLI DEĞİL”

Depremlerin ülke ekonomisi üzerindeki yüküne değinen Kılıçer, özellikle Kahramanmaraş ve Hatay başta olmak üzere etkilenen bölgelerin yeniden inşası için milyarlarca dolarlık kaynak ayrıldığını hatırlatarak, “Depremin etkisi sadece yıkılan binalarla sınırlı değil, deprem sonrası iş gücü dengesi tamamen bozuldu. Bugün günlük 200 liraya çalıştırılan işçiyi 2–3 bin liraya bile bulamıyorsunuz. Bu bir fırsatçılık meselesi değil, tamamen arz-talep dengesinin bozulması. İş gücü belli bölgelerde yoğunlaştı, ihtiyaç çok arttı. Şimdi bir de İstanbul depreminden bahsediyoruz, İstanbul Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. İstanbul’da olabilecek bir deprem sadece can ve mal kaybı değil, temel ihtiyaçlara erişimde bile ciddi sorunlar yaşanması anlamına gelir. Birçok ürüne, birçok temel ihtiyaca belli bir süre erişemeyebiliriz.” ifadelerine yer verdi.

Asrın Felaketi Maraş

“YAŞADIĞIMIZ BİRÇOK EKONOMİK SORUNUN TEMELİNDE DE BU AFETLERİN YARATTIĞI YÜK VAR”

Afetlerin yalnızca yaşandığı bölgeyi değil, ülkenin tamamını ilgilendiren sonuçlar doğurduğunu dile getiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Afet Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Ali Kılıçer, son olarak şunları söyledi:

“Deprem oldu, yıkıldı, yeniden yapıldı ve hayat devam etti anlayışı çok yanlış. Depremin ekonomik, sosyal ve psikolojik etkileri yıllarca sürüyor. Bugün yaşadığımız birçok ekonomik sorunun temelinde de bu afetlerin yarattığı yük var. Biz dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz: afet yönetimi. Ama afet yönetimi sadece devletin, sadece belediyelerin ya da sadece vatandaşın sorumluluğu değil. Bu iş bütüncül bir yönetim anlayışı gerektiriyor. Türkiye’de afet yönetiminin bakanlık düzeyinde temsil edilmesi gerekiyor. Bu kadar büyük kayıplar yaşanıyorsa, bu konu artık kurumsal olarak en üst seviyede ele alınmalı. Jeolojide bir söz vardır, ‘geçmiş geleceğin anahtarıdır.’ Biz bu döngüyü görüyoruz ama gerekli dersleri çıkarmıyoruz. Eğer bu anlayış değişmezse, 10 yıl sonra yine aynı şeyleri konuşuruz, yine aynı acıları yaşarız.”

Kaynak: Fatma Öztürk