Van YYÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kılıçer, afet yönetiminde önemli bir mesafe alındığını ancak afetlere dirençli bir toplum oluşturulabilmesi için çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin en yüksek deprem tehlikesi taşıyan illeri arasında yer alan Van, aktif fay hatları üzerindeki konumu nedeniyle afet riskiyle yaşamaya devam ediyor. 2011 depremlerinin ardından afet yönetimi, yapı güvenliği ve mevzuatta önemli değişiklikler hayata geçirilirken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kılıçer, afet yönetiminde gelinen noktayı değerlendirerek uygulama, denetim ve toplumsal farkındalık alanlarında gelişime ihtiyaç bulunduğunu söyledi.

Van, Doğu Anadolu Fay Sistemi ile ilişkili aktif fay zonlarının etkisi altında bulunan iller arasında yer alırken, geçmişte yaşadığı yıkıcı depremler nedeniyle Türkiye'nin deprem riski yüksek şehirlerinden biri olmayı sürdürüyor.
23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde meydana gelen depremlerin ardından afet yönetimi politikaları, yapı denetimi ve risk azaltma uygulamalarında çeşitli düzenlemeler yapılırken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kılıçer, 2011 depremlerinin afet yönetimi açısından önemli bir kırılma noktası olduğunu belirtti.
2011 Van depremlerinin yalnızca bölgesel değil, Türkiye'nin afet yönetimi anlayışı açısından da önemli sonuçlar doğurduğunu ifade eden Kılıçer, depremlerin ardından afet yönetimine yönelik kurumsal ve hukuki altyapının güçlendirildiğini dile getirdi.
“GEÇMİŞE KIYASLA ÇOK DAHA GÜÇLÜ BİR NOKTADAYIZ”
Deprem sonrasında yapı güvenliği, afet risklerinin azaltılması ve kurumların görev alanlarına ilişkin önemli düzenlemeler yapıldığını belirten Kılıçer, “Deprem sonrasında özellikle merkezi yönetim düzeyinde afet risklerinin azaltılmasına yönelik önemli adımlar atıldı. Afet yönetimine ilişkin yasal düzenlemeler güncellendi, yapı denetim sistemi güçlendirildi, kurumların görev ve sorumlulukları yeniden tanımlandı ve risk azaltma odaklı politikalar geliştirildi. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, mevzuat ve kurumsal altyapı bakımından geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir noktadayız.” dedi.
“TOPLUMUN AFETLERE BAKIŞ AÇISININ DEĞİŞMESİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”
Afet yönetiminde mevzuat ve kurumsal yapı açısından önemli mesafe kat edildiğini ifade eden Kılıçer, hazırlanan düzenlemelerin sahadaki uygulamasının da en az yasal altyapı kadar önemli olduğunu vurguladı.
Kılıçer, “Ancak afet yönetimi yalnızca kanun çıkarmak veya yönetmelik hazırlamakla tamamlanan bir süreç değil. Hazırlanan düzenlemelerin sahada eksiksiz uygulanması, denetim mekanizmalarının etkin işlemesi ve kurumlar arası koordinasyonun sürdürülebilir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Bunun yanında toplumun afetlere bakış açısının da değişmesi büyük önem taşıyor. Çünkü afet yönetiminin en kritik bileşenlerinden biri toplumsal farkındalık ve hazırlık kültürüdür. Bugün mevzuat açısından önemli bir mesafe kat etmiş olabiliriz ancak uygulama aşamasında hala geliştirilmesi gereken alanlar bulunuyor.” ifadelerini kullandı.
“AFET RİSKLERİNİ AZALTMAYI ESAS ALAN BİR YÖNETİM KÜLTÜRÜ…”
Toplumsal farkındalığın afet yönetiminin temel unsurlarından biri olduğunu anlatan Kılıçer, afetlere hazırlığın yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğunda değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Afet risklerini azaltmaya yönelik yaklaşımın toplumun tüm kesimlerince benimsenmesinin önemine işaret eden Kılıçer, “Yönetmeliklerde yer alan hükümlerin yalnızca kağıt üzerinde kalmaması, kamu kurumlarından yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından vatandaşlara kadar tüm paydaşlar tarafından benimsenmesi gerekiyor. Afetlere müdahale anlayışından çok, afet risklerini önceden azaltmayı esas alan bir yönetim kültürünü yerleştirebilirsek gerçek anlamda başarıdan söz edebiliriz” diye konuştu.
Uygulama kapasitesi, denetim ve eğitim alanlarında gelişime ihtiyaç bulunduğunu dile getiren Kılıçer, Türkiye'nin 2011 sonrasında afet yönetimi alanında önemli ilerleme kaydettiğini ancak afetlere dirençli bir toplum oluşturulabilmesi için çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.





