Van Gölü havzasında süregelen su kaybı, göl ekosisteminin temel unsurlarından biri olan inci kefalini doğrudan etkiliyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, havza yönetiminin yalnızca içme, tarım ve sanayi suyu üzerinden ele alınmasının, ekosistemin önemli bir parçası olan balıkların yaşam koşullarını göz ardı eden eksik bir yaklaşım yarattığını belirtti.

Faruk Alaeddinoğlu 3

“GÖL, ALAN KAYBETTİKÇE AKARSULARIN TAŞIDIĞI SU MİKTARI AZALACAK”

Van Gölü’nün alan kaybetmesinin önüne geçilemediğini, bu sürecin özellikle sığ kıyı alanlarında daha belirgin hissedildiğini ifade eden Alaeddinoğlu, göl çekildikçe gölü besleyen akarsuların taşıdığı su miktarının da azaldığını, bu durumun ise inci kefalinin üreme döneminde ihtiyaç duyduğu göç yollarını doğrudan etkilediğini aktardı.

Alaeddinoğlu, “Havza yönetimi dediğimiz mesele sadece içme suyu, tarım suyu ya da sanayi suyu değil. Bunun içinde balıkların sağlıklı bir ortamda üreyebilmesi, göç edebilmesi de var. Van Gölü havzası çok sayıda sulak alan barındırıyor ve bu alanlar ekolojik olarak son derece hassas. Göl çekilmeye devam ettikçe bu sulak alanların önemli bir kısmı da olumsuz etkilenecek. Göl alan kaybettikçe, akarsuların taşıdığı su miktarı azalacak, bu kaçınılmaz. Akarsuların debisi düştüğünde ise inci kefalinin göçü doğrudan etkilenir. Çünkü bu balıklar bahar aylarında yumurtlamak için gölden çıkarak akarsulara göç eder. Eğer akarsularda yeterli suyu bırakmazsanız, balıklar yukarıya doğru göç edemez. Yani yumurtlayacakları alanlara ulaşamazlar. Siz akarsuların ihtiyacı olan suyun yarısını bile bıraksanız, bu göç sekteye uğrar.” ifadelerini kullandı.

İnci̇ Kefala

“BU POPÜLASYON AZALIRSA, BÖLGENİN ÇOK BÜYÜK BİR EKONOMİSİ YOK EDİLİR”

Prof. Dr. Alaeddinoğlu, akarsulardaki su miktarının azalması nedeniyle inci kefalinin üreme göçünü gerçekleştiremediğini, bunun da balık popülasyonunda düşüşe yol açarak ekolojik kaybın yanı sıra bölge ekonomisini de olumsuz etkilediğini belirtti.

Van Gölü havzasında yaklaşık 30 bin kişinin geçiminin doğrudan ya da dolaylı olarak inci kefaline bağlı olduğunu hatırlatan Alaeddinoğlu, “Bugün bu havzada yaklaşık 30 bin insan geçimini doğrudan ya da dolaylı olarak inci kefalinden sağlıyor. Bu insanların en temel besin kaynağı, en temel geçim kaynağı bu balık. Eğer bu popülasyon azalırsa, bölgenin çok büyük bir ekonomisi yok edilir. Bu yüzden mesele sadece çevre meselesi değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir mesele. Akarsuların suyu azaldığında barajlar daha fazla su tutmaya başlar. Bahar aylarında yeterince su bırakılmazsa, balıkların göç yolu tamamen kesilir, bu çok ciddi bir risk, göç olmazsa üreme olmaz. Üreme olmazsa birkaç yıl içinde popülasyon hızla düşer, bunun geri dönüşü de çok zordur.” dedi.

“BALIĞIN YAŞAM ALANLARINI DAHA KÖTÜ HALE GETİRMEMEK ELİMİZDE”

Havza yönetiminin yalnızca su teminiyle sınırlı kalmaması, balık göçünden akarsuların debisine, mevsimsel değişimlerden buharlaşmaya kadar tüm doğal süreçleri birlikte kapsaması gerektiğini dile getiren Alaeddinoğlu, son olarak şunları söyledi:

“Bu yüzden havza yönetimi dediğimiz şey; balığın göçünü, akarsuların akış hızını, debisini, mevsimsel değişimleri, yağışı, buharlaşmayı birlikte ele almak zorundadır. Bunların hiçbirini birbirinden bağımsız düşünemezsiniz. Balığı korumak istiyorsanız, suyu da doğru yönetmek zorundasınız. Van Gölü alan kaybetmeye devam edecek, bunu durduramayız. Ama yanlış uygulamalarla balığın yaşam alanlarını daha da kötü hale getirmemek bizim elimizde. Göl çekildikçe, sığ alanlar kilometrelerce geri çekilecek. Bu süreçte akarsuların ve üreme alanlarının korunması hayati önemdedir. Eğer bu süreci bilimsel verilerle yönetmezsek, sadece inci kefalini değil; bu havzanın ekolojik dengesini, insanların geçim kaynaklarını ve geleceğini de riske atarız. Bu yüzden balık meselesi, havzanın en stratejik konularından biridir ve kesinlikle kaderine terk edilemez.”

Kaynak: Fatma Öztürk