Türkan Şoray, 8 Haziran 1945 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Halit Şoray devlet demiryollarında çalışan bir memur, annesi ise ev hanımıydı. Çocukluk yılları ekonomik açıdan zorluklar içinde geçti. Eğitim hayatına Rami Taş Mektebi’nde başladı; ailesinin sık sık yer değiştirmesi nedeniyle öğrenimini 1956 yılında Feriköy İlkokulu’nda tamamladı.
1954 yılında anne ve babasının ayrılmasıyla birlikte annesiyle yaşamaya başlayan Şoray, Karagümrük’te Sarmaşık Sokak’a taşındı. Burada ev sahiplerinin kızı Emel Yıldız ile tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Emel Yıldız’ın aracılığıyla bir film setine gitmesi, onun Yeşilçam’la tanışmasını sağladı. Henüz 15 yaşındayken bulunduğu bu ortamda Türker İnanoğlu’nun dikkatini çekti. O dönemde çekilen bir film için başrol arayışı içinde olan İnanoğlu, Türkan Şoray’ı daha uygun bularak sinema kariyerinin kapılarını açtı.
1960’lı yıllarla birlikte Şoray’ın kariyeri hızla yükselmeye başladı. Rol aldığı filmler sayesinde kısa sürede geniş bir izleyici kitlesine ulaştı ve magazin basınının da ilgisini çekti. Dönemin popüler dergilerinde sıkça yer aldı ve kapak oldu. Bu süreçte hem fiziksel görünümünde hem de oyunculuk tarzında dikkat çeken bir değişim yaşadı; giderek daha güçlü bir kadın imajı oluşturdu ve seyirciyle güçlü bir bağ kurdu.
Kariyerinde önemli bir kırılma noktası “Acı Hayat” filmi oldu. Bu filmde sergilediği performans, önceki rollerine kıyasla daha gerçekçi ve derinlikli bulunarak büyük beğeni topladı. 1964 yılında Antalya Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Aynı zamanda film, sinema yazarları tarafından yılın en başarılı yapımlarından biri olarak değerlendirildi. Bu başarıyla birlikte Türkan Şoray, Türk sinemasında merkezde yer alan bir yıldız haline geldi; senaryolar onun için yazılmaya, projeler onun üzerine kurulmaya başladı.
Şoray’ın hayatında önemli bir yer tutan isimlerden biri Rüçhan Adlı oldu. 1962 yılında bir film setinde tanıştığı Adlı ile uzun yıllar süren bir birliktelik yaşadı. Kendisinden yaşça büyük olan Adlı, hem özel hayatında hem de kariyerinde etkili bir figür haline geldi. Ona hitap ederken kullandığı “Sultanım” ifadesi zamanla basına yansıdı ve bu hitap biçimi, Türkan Şoray’ın “Sultan” lakabıyla anılmasına zemin hazırladı. Bu lakap kısa sürede halk arasında da benimsendi.
Aynı dönemde Fatma Girik, Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın ile birlikte Yeşilçam’ın “dört büyük kadın yıldızı” arasında yer aldı. Ancak izleyici ilgisi bakımından çoğu zaman ön planda olan isimdi. Canlandırdığı karakterlerde hem halktan bir kadını hem de daha varlıklı ve modern figürleri başarıyla yansıtabilmesi, onu diğer oyunculardan ayıran önemli özelliklerden biri oldu.
1960’ların sonlarına doğru, çalışma koşullarını kendi belirlediği ve “Şoray Kanunları” olarak bilinen kuralları uygulamaya koydu. Bu kurallar; senaryonun önceden onaylanması, çekim saatlerinin belirlenmesi, bazı sahnelere sınır getirilmesi ve ekip seçiminde söz sahibi olunması gibi maddeleri içeriyordu. Dönemin şartları düşünüldüğünde oldukça güçlü ve belirleyici olan bu kurallar, hem onun kariyerini korudu hem de Yeşilçam’daki üretim anlayışını etkiledi.
1970’li yıllara gelindiğinde Şoray, sinemaya yaklaşımında değişikliğe giderek daha seçici davranmaya başladı. Film sayısını azaltarak daha nitelikli projelerde yer almayı tercih etti. 1972 yapımı “Dönüş” filmiyle yönetmenlik kariyerine adım attı. Bu film, yalnızca oyuncu kimliğiyle değil, yönetmen olarak da dikkat çekmesini sağladı ve uluslararası alanda ödüller kazandı. 1973’te çektiği “Azap” filmiyle ikinci kez yönetmenlik denemesinde bulunsa da aynı başarıyı yakalayamadı. 1976’da yönettiği “Bodrum Hakimi” ile yeniden gündeme geldi. 1977 yapımı “Selvi Boylum Al Yazmalım” ise hem oyunculuğu hem de filmin etkisi bakımından kariyerinin en önemli yapımları arasında yer aldı ve ona yeni ödüller kazandırdı.
1980’li yıllarda Türk sinemasında yaşanan değişim, Şoray’ın kariyerine de yansıdı. Bir süre sinemadan uzak kaldıktan sonra 1981’de yönettiği “Yılanı Öldürseler” filmiyle geri döndü. Bu dönemde sinema sektörü dönüşüm geçirirken, o da daha farklı ve derinlikli projelere yöneldi. “Mine” filmiyle kadın temalı hikâyelerin öne çıkmasına katkı sağladı ve “Şoray Kanunları” olarak bilinen katı kurallarını büyük ölçüde geride bıraktı.
Özel yaşamında da önemli gelişmeler yaşayan Şoray, 1983 yılında Cihan Ünal ile evlendi. Bu evlilikten Yağmur adında bir kızı oldu. Çift, birlikte bazı projelerde yer alsa da evlilikleri uzun sürmedi ve ayrıldılar. 1980’li ve 1990’lı yıllarda sinema ve televizyon projelerinde yer almaya devam eden sanatçı, bu süreçte hem eski kuşak hem de yeni kuşak izleyicilerle bağ kurmayı başardı. 2000 yılında rol aldığı “İkinci Bahar” dizisi ise televizyon kariyerinde özel bir yere sahip oldu.
Sanat hayatı boyunca yüzlerce filmde rol alan Türkan Şoray, Türk sinemasında güçlü kadın karakterlerin simgesi haline geldi. Güzelliği, oyunculuğu ve seyirciyle kurduğu bağ sayesinde geniş kitleler üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerine de katkı sağlayarak İstanbul Hisarüstü’nde bir ilköğretim okulu yaptırdı. Tüm bu yönleriyle Şoray, yalnızca bir oyuncu değil, Türk sinema tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.