Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde (YYÜ) düzenlenen “Tüm Yönleriyle Afet Yönetimi Paneli”nde, afetlere hazırlık, risk azaltma ve eğitim konuları, çeşitli başlıklar altında masaya yatırıldı.
Prof. Dr. Cengiz Andiç Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kılıçer üstlenirken, panelde afet yönetiminin farklı boyutları tartışıldı; eğitimden saha uygulamalarına, yapısal risk azaltmadan yerel deneyimlere kadar çeşitli konularda sunumlar yapıldı.
Panelde konuşan Van YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, afet yönetiminin yalnızca teknik bir müdahale süreci olmadığını, aynı zamanda bilimsel öngörü ve toplumsal sorumluluk gerektirdiğini belirterek, stratejik önceliğin her zaman ‘risk odaklı’ bir yaklaşım olması gerektiğini ifade etti.

ŞEVLİ: ÖNLEYİCİ TEDBİRLER, MODERN AFET YÖNETİMİNİN TEMEL TAŞIDIR
Rektör Şevli, yaptığı konuşmada; “Tecrübelerimiz göstermiştir ki; yaklaşımımız "Kriz Odaklı" kaldığı sürece acı gerçeklerle ancak olay vuku bulduğunda yüzleşiyor ve telafisi mümkün olmayan bedeller ödüyoruz. Oysa riskleri önceden analiz eden ve önleyici tedbirleri merkeze alan bir anlayış, modern afet yönetiminin temel taşıdır. Bu vizyon doğrultusunda, üniversitemiz Afet Yönetimi ve Deprem Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğü bünyesinde, bölgemizdeki fayların karakteristiklerini ortaya koymak amacıyla akademik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda, yaklaşık 10 milyon TL bütçeye sahip olan projemizin de dahil olduğu TÜBİTAK projeleri, bilimsel derinliğimizin ve toplumsal güvenliğe verdiğimiz önemin birer kanıtıdır.” dedi.

KILIÇER: AFET YÖNETİMİNİN İLK AŞAMASI RİSK ANALİZİ
Panelin moderatörlüğünü üstlenen Doç. Dr. Ali Kılıçer, afet yönetiminin öncesi ve sonrası olmak üzere iki aşamadan oluştuğunu belirterek, “Afet yönetiminin ilk aşaması risk analizi. Risk analizinin de bir ilk aşaması var; doğru bir önerme kuracak olursak şunu söyleyebiliriz: afet yönetiminde ilk aşama tehlikeyi belirlemektir. Riskten bahsediyorsak, mutlaka bir tehlike faktöründen söz ediyoruz. Tehlike olmadan risk oluşmaz, deprem açısından konuşacak olursak, afet yönetiminde tehlike demek faylar, fay hatları demektir. Fay hatları ise deprem riskimizi oluşturan en temel unsurlar.” diye konuştu.

MUTLU: YERYÜZÜNÜN RÖNTGENİNİ ORTAYA KOYUYORUZ
Panelde katılımcılara Van ve Van Gölü Havzası’nın deprem tehlikesini aktaran Van YYÜ Güvenlik Meslek Yüksekokulu Acil Durum ve Afet Yönetimi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Sacit Mutlu, bölgede aktif fayların önemine değindi.
Araştırmalarda, yeryüzünün topoğrafyasının fotogrametri yöntemiyle incelendiğini, fayların konumlandırıldığını ve paleosismolojik çalışmalarla fayların geçmiş hareketlerinin belirlendiğini aktaran Mutlu, “Ülkemizde 1930’dan sonra 7 ve üzeri büyüklükte meydana gelen toplam 23 büyük deprem var. Farklı faylar üzerinde gerçekleşen bu depremlerden 3’ü Van Gölü Havzası ve çevresinde meydana geldi. Bu dönemde ilk deprem 1930 yılında 7.1 büyüklüğündeki Salmaz Depremi olurken, ikinci büyük deprem 1976 yılında Çaldıran’da gerçekleşti ve en son olarak ise 2011’de Van depremi meydana geldi. Bölgenin depremselliğine bakıldığında aktif faylardan bahsetmek gerekiyor. Biz çalışmalarımızda, kısa tabirle yeryüzünün röntgenini ortaya koyuyoruz; ardından fayları konumlandırıyor ve paleosismolojik yöntemlerle bir fayın geçmişini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Böylece geleceğe dair bilimsel veri elde ediyoruz.” diye konuştu.
Dr. Öğretim Üyesi Mutlu, Balıkgölü ve Çaldıran fay zonlarında yapılan ölçümlerde yıllık kayma hızlarının 3.2–3.3 mm civarında olduğunu, güneydoğuya doğru bu hızın arttığını belirtti. Ayrıca, Van Gölü havzasının güneydoğusunda ters hareket eden Başkale ve Şemdinli-Yüksekova fay zonlarının bulunduğunu, bu fayların 7 ve üzeri yıkıcı depremler üretebileceğini ifade eden Mutlu, Şemdinli-Yüksekova fay zonunda yapılan kazılarda geçmiş döneme ait 4 deprem izi tespit edildiğini aktardı.
Bu çalışmaların hem bilimsel veri sağladığını hem de bölgenin deprem tehlike haritasının oluşturulmasına katkı sunduğunu belirten Mutlu, “Bu bölge içerisinde hem doğrultu atımlı fayları hem de özellikle bindirme bileşenli fayları gözlemleyebiliyoruz. 2011 depremi, bölgede bindirme bileşeninin de ciddi derecede etkili olduğunu gösterdi. Van Gölü Havzası’nın güneydoğusuna geldiğimizde ise, bölgede diğer faylara göre ters hareket eden, daha doğrusu ters bir rotasyon oluşturan Başkale fay zonu ve ardından Şemdinli Yüksekova fay zonu bulunuyor.” şeklinde konuştu.

BAĞ: KÖY VE ŞEHİR PLANLAMALARINI TÜM PAYDAŞLARIMIZLA BİRLİKTE YÜRÜTÜYORUZ
AFAD Yer Seçimi ve Mekansal Planlama Daire Başkanı Elif Bağ, AFAD’ın iyileştirme faaliyetlerini anlattığı panelde, ülkemizde afetlerin sadece depremle sınırlı olmadığını, çığ, sel, heyelan gibi birçok tehlikenin de var olduğunu dile getirdi. AFAD’da 2010’dan beri görev yaptığını ve ilk tecrübesinin Van depremi olduğunu söyleyen Bağ, bölgede köy ve şehir yerleşimlerinin afet riskleri gözetilerek planlandığını aktardı.
Veri temelli planlamanın önemine değinen Bağ, fay hatları, jeoloji, su kaynakları ve ulaşım gibi verilerin bir arada kullanıldığını, böylece güvenli yerleşim alanlarının belirlendiğini belirterek şöyle konuştu:
“Biz sadece deprem için değil, çığ, sel-su baskını, heyelan gibi farklı afet türleri için de dönem dönem yer seçimleri ve risk değerlendirmeleri yapıyoruz. Türkiye genelinde hem deprem hem diğer afetler için sürekli olarak çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Deprem yönetimi elbette önceliğimiz, ancak diğer afet türlerini de dikkate alıyoruz. Bu kapsamda, köy ve şehir planlamalarını afet risklerini göz önünde bulundurarak, tüm paydaşlarımızla birlikte yürütüyoruz. Üniversiteler, kamu kurumları ve diğer ilgili taraflarla iş birliği içinde; su, elektrik, kanalizasyon, okul gibi altyapı planlamalarını da entegre ederek çalışmalar yapıyoruz.”

ALYAMAÇ: GÜVENLİ OLMAK İSTİYORSAK BİNALARIMIZ SAĞLAM OLMALI
Panelde afet yönetiminde yapısal risk azaltma konusuna değinen Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kürşat Esat Alyamaç, Türkiye’de deprem problemi olmadığını, depremin bir gerçek olduğunu belirterek, asıl sorunun deprem dayanımı yetersiz bina stokları olduğunu aktardı.
Deprem anında kaçmayı değil, binaların sağlamlığını önemsemek gerektiğini aktaran Alyamaç, vatandaşlara evlerinin onaylı projelerini bulundurmaları çağrısında bulunarak, “Bizim sorunumuz, Van’da da, Elazığ’da da, Edirne’de de, Muğla’da da maalesef deprem dayanımı yetersiz bina stokumuzun olmasıdır. Ve ne yazık ki, bu sorun artmaya devam ediyor, deprem dayanımı yeterli şekilde artan bazı binalar olsa da, maalesef eski usullerle yapılanlar da var. Dolayısıyla, depremde korkmak istemiyorsak ve güvenli olmak istiyorsak binalarımız sağlam olmalı. Deprem olduğunda nasıl kaçacağımızı değil, ‘acaba kapımıza bir şey düşer mi?’ sorusunu düşünmeliyiz. Buraya geldiğimizde esas amaç, güvenli bir hale gelmektir” şeklinde açıklamalarda bulundu.

ŞALCI: VAN DEPREMİ, GELİŞİMİMİZİ CİDDİ ŞEKİLDE ARTIRMASI GEREKEN BİR DENEYİMDİ
Program kapsamında afet eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve standartlaştırılmasını anlatan AFAD Eğitim ve Farkındalık Daire Başkanı Recep Şalcı, “Türkiye’de afetler ve risk yönetimi konularını hep yanlış noktalarda tartıştık. Yanlış konuları ele aldık, eğitim boyutunda çalışmalarımız var; her şeyi milat olarak kabul edip ‘artık çok iyi olacağız, kendimizi toparlayacağız’ dedik. 1999 depreminden uzun yıllar geçti ve ardından Van depremi yaşandı. Van depremi, gelişimimizi ciddi şekilde artırması gereken bir deneyimdi. Sonra 6 Şubat depremi geldi. Arada başka depremler olsa da, en büyüklerini örnek veriyorum. Bu süreçte gerçekten çok ilerleme kaydettik, ama gelişimimiz daha çok müdahale aşamasında oldu. ‘Arama kurtarma ekiplerimizi nasıl artırırız, daha fazla malzeme nasıl sağlarız’ gibi konulara yoğunlaştık.” diye aktardı.
Türkiye’nin kriz yönetiminde oldukça başarılı olduğunu, ancak bu başarının risk yönetimine tam olarak yansıtılamadığını belirten Şalcı, kriz anında uygulanan esnek planlamaların Birleşmiş Milletler ekipleri tarafından ‘planlı’ olarak algılandığını, aslında bunun reflekslerden doğan bir süreç olduğunu söyledi.

SÖĞÜT: NİTELİKLİ BİREYLER YETİŞTİRİYORUZ
Üniversite düzeyinde afet eğitimi ve farkındalık çalışmalarını ele alan Van Güvenlik Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Eda Gökırmak Söğüt, 2011 depremi sonrası üniversitenin afet yönetimi vizyonunun geliştiğini dile getirdi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi programı öğrencilerinin sahada arama-kurtarma ve iyileştirme çalışmalarına nitelikli bireyler olarak yetiştirildiğini aktaran Söğüt, amaçlarının, sadece tek bir bölümle sınırlı kalmayıp tüm üniversite genelinde afet farkındalığını yaygınlaştırmak olduğunu ifade etti.
Söğüt, “Akademide kurulan Afet ve Acil Durum Yönetimi programımızın öğrencilerini sahaya, arama-kurtarma ve iyileştirme çalışmalarına nitelikli bireyler olarak yetiştirmeye özen gösteriyoruz. Bu alanda uzman akademisyenlerimizin desteği bizim için çok önemli. Özellikle Van Güvenlik Meslek Yüksekokulu ve diğer bölümlerin katkılarıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Amacımız, sadece tek bir bölüm üzerinden eğitim sürecini yürütmek değil; tüm üniversite genelinde bu farkındalığı yaygınlaştırmak ve buradan başlayarak üniversite genelinde etkili bir bilinç oluşturmak” diye kaydetti.

ULUTAŞ: EĞİTİM VE FARKINDALIK ÇALIŞMALARINDA İLERLEME KAYDETTİK
Van’daki AFAD çalışmalarını aktaran Van İl AFAD Müdürü Mehmet Ulutaş ise, AFAD’ın planlama ve farkındalık-eğitim, müdahale ve iyileştirme alanlarında toplam 67 iş kolunu yürüttüğünü belirtti. Ulutaş, planlama aşamasında İRAP sisteminin önemine değinerek 2022’de başlatılan 198 eylem planının üniversiteler ve kamu kurumlarıyla koordineli olarak güncellendiğini aktardı.
2024’te 400 eylem planı hazırlandığını, bunların 116’sının kırmızı öncelikli olduğunu ve kurumların planları uygulama oranlarının yılsonu raporlamalarıyla takip edildiğini anlatan Ulutaş, “Bu sene, kırmızı eylem planlarının uygulanmasını daha disiplinli hale getireceğiz: Birinci plan bitmeden ikinciye geçilemeyecek. Ayrıca eğitim ve farkındalık çalışmalarında da ilerleme kaydettik. Göreve başladığımızda ilimizde yalnızca bir aktif STK ekibi vardı; son üç yılda bu ekip sayısını 8’e çıkardık. 7’si arama-kurtarma, 1’i besleme alanında faaliyet gösteriyor. Deprem ve enkazlı arama-kurtarma kapsamında şimdiye kadar 3 bin 874 kişiye eğitim verdik; bunlardan bin 998’i jandarma personelinden oluşuyor. Jandarma ve emniyetle protokollerimiz sayesinde bu eğitimleri sistemli olarak sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından soru – cevap bölümüne geçildi. Ardından panelde konuşma yapan katılımcılara plaket verilmesinin ardından program sona erdi.





