Van Gölü Havzası’nda 2026 yılının ilk aylarında etkili olan yağışların olumlu etkileri yaz döneminde de görülüyor. Kış ve ilkbahar aylarında alınan yağışlar, özellikle kar yağışları, yer altı su kaynaklarının beslenmesine, akarsuların yaz aylarında akışlarını sürdürmesine ve sulak alanların yeniden su tutmasına katkı sağladı.

Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, 2026 yağışlarının havzaya etkisini değerlendirdi.

Faruk Alaeddinoğlu 3-2

2025 yılının aralık ayında başlayan yağışlı dönemin 2026 yılının haziran ayının ilk günlerine kadar devam ettiğini belirten Alaeddinoğlu, bu süreçte geçmiş yıllara kıyasla önemli miktarda yağış alındığını söyledi.

Yağışların büyük bölümünün kar şeklinde gerçekleşmesinin havza açısından önemli olduğunu ifade eden Alaeddinoğlu, karın önemli bir bölümünün toprağa sızarak yer altı su sistemlerini beslediğini ve toprağın nemini koruduğunu belirtti.

“ALIŞIK OLMADIĞIMIZ DÜZEYDE YAĞIŞ ALDIK”

Havzadaki akarsuların yalnızca yağmur ve eriyen kar sularıyla beslenmediğini dile getiren Alaeddinoğlu, “Kar yağışının havza açısından ayrı bir önemi bulunuyor, çünkü karın önemli bir bölümü toprağa sızarak yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkı sağlıyor ve toprağın nemini koruyor.

Bu durum, havzadaki doğal su döngüsünün devamlılığı açısından oldukça önemli. Havzadaki akarsular yalnızca yağmur ve kar erimelerinden oluşan sularla beslenmiyor. Yer altı su sistemleri ve kaynak suları da akarsuların beslenmesinde önemli bir rol oynuyor.

Su Kaynağ

Bu nedenle akarsular, yaz aylarında da akışlarını sürdürebiliyor. 2026 yılında bunun olumlu sonuçlarını açık şekilde görüyoruz, özellikle haziran ayına, hatta haziran ayının ilk günlerine kadar devam eden dönemde geçmiş yıllarda alışık olmadığımız düzeyde yağış aldık. Bu yağışların önemli bir kısmının kar şeklinde gerçekleşmesi de havza açısından büyük bir kazanım oldu. Bugün bu yağışların olumlu etkilerini hep birlikte görüyoruz.” diye kaydetti.

“KURUYAN GÖLLERİN ÖNEMLİ BİR KISMI BU YIL YENİDEN SU TUTTU”

Yaz döneminde yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın birçok bölgesinde yüksek sıcaklık ve kuraklık yaşandığını hatırlatan Alaeddinoğlu, “Yağışın yetersiz kaldığı yıllarda havza çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. 2026 yılında alınan yağışlar ise yılın daha sağlıklı geçmesine önemli katkı sundu.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların ihtiyaç duyduğu suyun büyük ölçüde karşılanmasını sağladı. Bunun yanı sıra havzamız, özellikle sulak alanlar bakımından oldukça zengin bir ekosisteme sahip. Başta Van Gölü olmak üzere bölgede çok sayıda göl bulunuyor, geçmiş yıllarda yağış yetersizliği nedeniyle kuruyan göllerin önemli bir kısmı bu yıl yeniden su tuttu ve buralardaki ekolojik yaşam yeniden canlandı.

Diğer göllerin su seviyelerinde de gözle görülür bir iyileşme meydana geldi, burada 2026 yılında gerçekleşen yağışların zamanlamasına da dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bu yaz yalnızca Türkiye'de ve havzamızda değil, dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi oldukça sıcak ve kurak günler yaşanıyor.” dedi.

“ARTIK SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR MODELE DAHA FAZLA İHTİYAÇ DUYUYORUZ”

Kış ve ilkbahar aylarında yeterli yağış alınmamış olması durumunda bugün çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalınabileceğini ifade eden Alaeddinoğlu, 2026 yağışlarının havza açısından önemli bir katkı sunduğunu söyleyerek şunları söyledi:

“Sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte buharlaşmanın da ciddi şekilde arttığı bir dönemden geçiyoruz. Eğer kış ve ilkbahar aylarında bu yağışları almamış olsaydık, bugün çok daha ağır sorunlarla karşı karşıya kalabilirdik. Bu nedenle 2026 yılında gerçekleşen yağışlar havza açısından son derece önemli bir kaynak oluşturdu.

Ancak önümüzdeki yıllarda aynı miktarda yağış alacağımızın herhangi bir garantisi bulunmuyor. Sıcaklıkların yükselmesi ve sıcak hava dalgalarının daha sık yaşanması söz konusu olabilir, mevcut eğilimin önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle havzaya düşen suyun çok daha dikkatli ve doğru şekilde yönetilmesi gerekiyor. Artık sürdürülebilir bir havza yönetim modeline her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.”

Kaynak: Fatma Öztürk