Bülent Ersoy, Türk sanat müziğinin ikonik isimlerinden biri olarak tanınan ve "Diva" lakabıyla anılan ünlü bir sanatçıdır. Gerçek adı Bülent Erkoç olan Ersoy, 9 Haziran 1952 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi (bazı kaynaklarda doğum yeri olarak farklı şehirler belirtilse de yaygın kabul İstanbul’dur). Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyan Ersoy, özel müzik dersleri alarak yeteneğini geliştirdi; Melahat Pars ve Rıdvan Aytan gibi usta isimlerden eğitim aldı, kısa süre İstanbul Konservatuvarı'na devam etti ancak akademik eğitimi yarıda bıraktı.
Sanat Kariyerinin Başlangıcı ve Yükselişi
1970'lerin başında sahne hayatına adım atan Ersoy, ilk olarak Üsküdar'daki aile gazinolarında yer aldı. 1974 yılında İstanbul'un prestijli mekanlarından Maksim Gazinosu'nda sahneye çıkmasıyla yıldızı parladı. Burada assolistliğe yükselen sanatçı, Fahrettin Aslan'ın desteğiyle büyük başarı elde etti. Aynı dönemde Müjdat Gezen'in önerisiyle soyadını Erkoç'tan Ersoy olarak değiştirdi. Klasik Türk müziği eserlerini yorumladığı "Tut-i Mucizeyi Guyem Ne Dersem Lâf Değil" adlı plağı rekor satış rakamlarına ulaştı ve Ersoy'u kısa sürede popüler hale getirdi.
Yasaklı Dönem ve Mücadele Yılları
1980'ler, Bülent Ersoy için zorlu bir süreç oldu. Ağustos 1980'de İzmir Fuarı'ndaki bir konserde seyirci tezahüratları üzerine göğüslerini açması nedeniyle soruşturma geçirdi. Ardından Eylül 1980'de bir hakime hakaret iddiasıyla Buca Cezaevi'nde kısa süre tutuklu kaldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası, Haziran 1981'de çıkarılan bir düzenlemeyle transseksüel sanatçıların sahne alması yasaklandı; bu yasak Ersoy'u da kapsadı ve yaklaşık yedi yıl sahnelerden uzak kaldı. Yasak, 8 Ocak 1988'de kaldırıldı.
Bu dönemde Ersoy, cinsiyet kimliğiyle ilgili önemli bir adım attı. 14 Nisan 1981'de Londra'da cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirdi. Ancak Türkiye o yıllarda bu işlemi resmi olarak tanımadığı için Danıştay 1983'te "hukuken erkek" olduğuna hükmetti ve sahneye yalnızca erkek kıyafetiyle çıkabileceğini belirtti. Pembe nüfus cüzdanı (kadın kimliği) alabilmesi, Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminde 1988'de kabul edilen yasa sayesinde mümkün oldu; bu düzenleme "Bülent Ersoy Kanunu" olarak da anılır.
Yasak yıllarında Avrupa ülkelerinden vatandaşlık teklifleri alan Ersoy, yurtdışında da sahneler aldı. 1980'de London Palladium'da, 1983'te Madison Square Garden'da konser veren ilk Türk sanatçısı oldu. 1997'de Paris Olympia'da Ümmü Gülsüm'den sonra etnik sazlarla sahne alan ilk isim olarak tarihe geçti; Ajda Pekkan ve Dario Moreno'dan sonra bu salonda konser veren üçüncü Türk sanatçısıdır. Elli kişilik orkestrasıyla dört saatlik muhteşem bir program sundu.
Hayatındaki Zor Anlar
1989'da Adana'daki bir konserde "Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü okumayı reddetmesi üzerine bir seyirci tarafından vuruldu ve bir böbreğini kaybetti. Bu olay, sanatçının hayatındaki dramatik dönemeçlerden biriydi.
Deniz Baykal ile Yaşanan Hukuki Süreç
2005 yılında bir televizyon programında, 12 Eylül dönemindeki sahne yasağının kaldırılması için dönemin bir parti genel başkanından (servet talep edildiğini ima ederek) girişimde bulunduğunu anlattı. Bu sözler CHP lideri Deniz Baykal'ı işaret edince Baykal, Ersoy'a 300 bin YTL manevi tazminat davası açtı. Ersoy basın toplantısında iddialarını sürdürdü; Mehmet Yüzüak'ı şahit gösterdi, Ankara'da bir otel ofisinde Baykal'la görüştüğünü, İnci Baba (Mehmet Nabi İnciler) aracılığıyla gerçekleştiğini ve 100 milyon lira (o dönemin parasıyla önemli bir miktar) talep edildiğini belirtti. Mahkeme Ersoy'u haksız buldu; Yargıtay 25 Mart 2008'de kararı onadı ve Ersoy, faiziyle birlikte 15 bin TL manevi tazminat ödemek zorunda kaldı.
Bülent Ersoy'un hayatı, müzik başarıları kadar toplumsal tabulara karşı verdiği mücadeleyle de hatırlanır. Klasik Türk müziğinden arabeske uzanan geniş repertuarı, uluslararası sahnelerdeki ilkleri ve zorluklara rağmen dimdik ayakta kalmasıyla Türk müzik tarihinin unutulmaz figürlerinden biri haline gelmiştir.