Leyla Gencer, 10 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’un Polonezköy beldesinde dünyaya geldi. Babası Hasanzade İbrahim Çeyrekgil, annesi ise Polonyalı kökenli Alexandra Angela Minakovska’dır. Türk opera sanatının en büyük sopranolarından biri olarak kabul edilen Gencer, müziğe olan tutkusunu hem annesinden hem de babasından aldı. Annesinin zarif duruşunu ve olaylar karşısındaki soğukkanlılığını, babasından ise hoşgörü ve insan sevgisini miras aldı. Çocukluğunda Fransızca öğrenmiş ve Fransız edebiyatı ile müziğine olan ilgisi artmıştır.
Genç yaşta müzikle iç içe büyüyen Leyla Gencer, ilk eğitimini İstanbul Konservatuvarı’nda aldı ve burada şan eğitimi aldı. Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey ve Muhittin Sadak gibi önemli isimlerden ders aldı. İstanbul Konservatuvarı’nda başladığı eğitimini, ünlü İtalyan opera sanatçısı Arangi Lombardi ile sürdürmek için İstanbul’dan ayrılarak Ankara’ya yerleşti. Gencer, burada İtalyan sanatçıların yanı sıra Apollo Granforte, Adolfo Camozzo ve Di Ferdinando gibi önemli isimlerden eğitim aldı.
Kariyerine 1950 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Cavalleria Rusticana operasında "Santuzza" rolüyle adım atan Gencer, ilk büyük çıkışını İtalya’da gerçekleştirdi. 1954’te Napoli’deki San Carlo Operası’nda sahneye çıkarak uluslararası operada yerini sağlamlaştırdı. Madam Butterfly, Yevgeni Onegin ve La Traviata gibi dünya çapında ünlü operalarda başrol oynayan Gencer, zamanla "Napolili Türk" olarak tanınmaya başladı.
Leyla Gencer, sanat kariyerinin zirvesine 1956-57 yıllarında ulaştı. 1957’de Milano’daki ünlü La Scala Tiyatrosu’nda sahneye çıkarak hayalini gerçekleştirdi ve opera dünyasında primadonna olarak kabul edilmeye başlandı. 1960’lar ve 70’lerde ise Londra, Paris, New York, San Francisco gibi kültür başkentlerinde pek çok önemli konser ve opera temsili verdi.
Gencer, yalnızca sahne performanslarıyla değil, aynı zamanda müzik eğitimine verdiği katkılarla da tanındı. Özellikle genç sanatçılara verdiği eğitim ve katıldığı seminerlerle, Türkiye’de opera sanatının yayılmasına ve gelişmesine büyük katkı sağladı. Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması ise, onun genç yetenekleri keşfetme ve opera dünyasına kazandırma çabalarının bir meyvesiydi. Ayrıca, döneminde unutulmuş birçok opera eserini yeniden sahneye taşıdı ve bu eserlerin gün yüzüne çıkmasına yardımcı oldu.
Leyla Gencer, opera dünyasında "Türk Divası" olarak anıldı ve 20. yüzyılın en büyük sopranolarından biri olarak kabul edildi. Kariyeri boyunca pek çok ödül kazandı, 1988 yılında Devlet Sanatçısı unvanını aldı, 2007’de ise İtalya’da Caruso Ödülü’nü kazandı. Ayrıca, 2004 yılında adına Türkiye’de gümüş hatıra parası basıldı.
Opera kariyerinin sonlarına doğru, 1985’te Venedik Fenice Tiyatrosu’nda son kez sahneye çıktı. 1992 yılına kadar performanslarına devam etti ve ardından eğitimcilik kariyerine yöneldi. Türk ve dünya operasına büyük katkılar sağlayan Gencer, çok sayıda araştırma yaparak, eski opera eserlerini yeniden sahneye taşıdı. 2008 yılında Milano’daki evinde hayatını kaybeden Gencer, ardında derin bir miras bıraktı.
Zeynep Oral’ın Tutkunun Romanı: Leyla Gencer adlı kitabında ifade ettiği gibi, "Müzik dünyası, dünya operası büyük bir insanı kaybetti." Leyla Gencer, opera tarihine geçmiş ve onu izleyen nesiller için bir örnek, bir referans olmuştur. Kendisine pek çok kez vatandaşlık teklif edilse de, Türkiye’yi ve Türk kimliğini her zaman gururla taşımıştır.