Victor Hugo, 1802 yılında Fransa’nın siyasi açıdan oldukça çalkantılı bir döneminde dünyaya geldi. Babası, Napolyon Bonapart ordusunda general olarak görev yapan ve imparatorluk döneminde önemli sorumluluklar üstlenen bir askerdi; farklı ülkelere seyahat etmiş, Madrid’de valilik yapmıştı. Aile içindeki huzursuzluklar nedeniyle Hugo’nun çocukluğu parçalı geçti; çoğunlukla babasıyla yaşadı ve annesinden uzak kaldı.

Eğitim hayatına İspanya’da başlayan Hugo, aristokrat ailelerin çocuklarının devam ettiği bir okulda okudu. Ancak soylu kökene sahip olmaması nedeniyle dışlanması, onun karakterinde derin izler bıraktı. Araştırmacılara göre bu deneyim, Hugo’nun ilerleyen yıllarda aristokrasiye karşı hem hayranlık hem de eleştiri içeren karmaşık bir bakış geliştirmesinde etkili oldu ve onu liberal düşüncelere yöneltti.

Napolyon’un düşüşü sonrasında ailesi ekonomik sıkıntılar yaşamaya başladı. Hugo, Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı eğitimini maddi nedenlerle yarıda bıraktı. Bu dönemde kendini edebiyata verdi ve ilk şiirlerini yazmaya başladı. Genç yaşta yayımladığı ve monarşi yanlısı nitelik taşıyan şiirleri sayesinde XVIII. Louis tarafından maaşa bağlandı; ayrıca François-René de Chateaubriand gibi önemli isimlerin dikkatini çekti.

Romantik akımın etkisiyle edebiyatta yükselişe geçen Hugo, 1827’de yazdığı “Cromwell” ve 1830’da sahnelenen “Hernani” ile büyük yankı uyandırdı. “Hernani” oyununun sahnelenmesi, klasik edebiyat taraftarları ile romantikler arasında “Hernani Savaşı” olarak anılan sert tartışmalara yol açtı ve sonuçta romantizm akımı belirgin bir üstünlük kazandı.

Hugo’nun ilk romanı olan “Notre-Dame’ın Kamburu” (1831), kısa sürede geniş kitlelere ulaştı. Her ne kadar yazarın aceleyle tamamlamak zorunda kaldığı bir eser olsa da, ününün artmasına katkı sağladı. 1830’lu ve 1840’lı yıllarda şiir, tiyatro ve roman alanında yoğun bir üretim sürecine giren Hugo, 1841’de Fransız Akademisi üyeliğine seçildi.

1848 Devrimi sonrasında aktif siyasete yönelen Hugo, cumhuriyetçi görüşleri benimsedi ve hatta cumhurbaşkanlığına aday oldu. Başlangıçta Napolyon III’ü desteklese de, onun imparatorluğunu ilan etmesi üzerine sert bir muhalif haline geldi. Bu nedenle 1851’de Fransa’dan ayrılarak Manş Adaları’na yerleşti ve yaklaşık yirmi yıl süren bir sürgün hayatı yaşadı.

Bu sürgün döneminde kaleme aldığı “Sefiller” (1862), onun en önemli ve en çok bilinen eseri oldu. Roman, eski bir mahkûm olan Jean Valjean ile onu yıllarca takip eden polis müfettişi Javert arasındaki mücadele üzerinden, 19. yüzyıl Fransa’sının toplumsal yapısını gözler önüne serer. Yoksulluk, adalet, vicdan ve toplumsal eşitsizlik gibi temaları derinlemesine işler.

İmparatorluğun sona ermesi ve Üçüncü Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Hugo Fransa’ya döndü ve büyük bir coşkuyla karşılandı. Millet meclisine seçilse de, siyaset yerine edebiyata ağırlık vermeyi tercih etti. 1885 yılında hayatını kaybettiğinde, cenazesi ulusal bir törenle kaldırıldı ve Panthéon’a defnedildi.

Victor Hugo, eserlerinde yalnızca bireysel hikâyeleri değil, yaşadığı çağın toplumsal gerçeklerini de güçlü betimlemelerle aktarmıştır. “Sefiller”, hem edebi gücü hem de tarihsel ve toplumsal derinliğiyle, 19. yüzyıl romanının en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir.