Hipertansiyonun dünya genelinde kalp krizi ve diğer kardiyovasküler hastalıkların en sık nedenlerinden biri olduğunu belirten Başhekim Remzi Sarıkaya, bu hastalığın çoğu zaman belirgin semptomlar vermeden ilerlediğine dikkat çekti ve bu nedenle hipertansiyonun literatürde “sessiz katil” olarak tanımlandığını ifade etti.
“KALP YETMEZLİĞİ VE BÖBREK HASTALIĞI GELİŞİMİNİ HIZLANDIRMAKTADIR”
Özellikle genç yaş grubunda görülen hipertansiyonun çoğu zaman göz ardı edildiğini vurgulayan Başhekim Sarıkaya, “Erken yaşta başlayan kan basıncı yüksekliği, yıllar içinde biriken damar yükü aracılığıyla ateroskleroz, kalp yetmezliği ve böbrek hastalığı gelişimini hızlandırmaktadır.
Bu nedenle genç bireylerde hipertansiyonun dikkatle izlenmesi, erken dönemde yaşam tarzı müdahaleleri ile kontrol altına alınması ve gerekli durumlarda tedavi edilmesi, ileri yaşta gelişebilecek kardiyovasküler olayların önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.” dedi.
Sarıkaya, paylaşımının devamında, “American Heart Association tarafından paylaşılan güncel bir kohort analizinde, genç erişkinlik döneminde ölçülen kan basıncı düzeylerinin uzun vadeli kardiyorenal sonuçlarla güçlü bir ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmada, 18–40 yaş aralığındaki bireylerin kan basıncı değerleri temel alınarak yapılan uzun süreli takipte; koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gelişimi değerlendirilmiştir.” ifadelerine yer verdi.
“KAN BASINCI YÜKSELDİKÇE RİSK KATLANIYOR”
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Remzi Sarıkaya, paylaşımın devamında, “Elde edilen bulgular, genç yaşta yüksek-normal ya da hipertansif düzeyde seyreden kan basıncının, 40 yaş sonrasında hem kardiyovasküler hastalıklar hem de böbrek hastalıkları açısından anlamlı risk artışı ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Bu ilişkinin yalnızca belirgin hipertansiyon varlığında değil, daha düşük ancak normalin üst sınırına yakın kan basıncı değerlerinde de geçerli olduğu dikkat çekmektedir. Ayrıca risk artışının, kan basıncı düzeyi ile paralel şekilde yükseldiği ve bu ilişkinin sigara, diyabet gibi geleneksel risk faktörlerinden bağımsız olarak sürdüğü gösterilmiştir.” dedi.
“YÜKSEK KAN BASINCI DEĞERLERİ GÖZ ARDI EDİLMEMELİ”
Başhekim Sarıkaya, paylaşımında dikkat edilmesi gerektiğine de vurgu yaparak sözlerini şu ifadelerle tamamladı; “Bu veriler, genç yaşta maruz kalınan kan basıncı yükünün kümülatif etkisinin, ilerleyen yaşlarda organ hasarı gelişiminde belirleyici olduğunu desteklemektedir. Dolayısıyla genç erişkinlerde saptanan sınırda yüksek kan basıncı değerlerinin dahi göz ardı edilmemesi, erken dönemde yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması ve uygun hastalarda tedavi stratejilerinin değerlendirilmesi, uzun dönem kardiyorenal riskin azaltılması açısından kritik önem taşımaktadır.”





