Türkiye freni boşalan dolu bir kamyonu andırıyor. Bu son surat gidişi pek hayra alamet gibi görülmüyor.

“Astığım astık kestiğim kestik” vurgusu çok fazlaca öne çıkmaya başlamış durumda.

Demokrasi ve demokratik söylem felsefelerinin biri bir diğerini kovalaya dursun bir yandan da elinde biber gazı polis, son surat vatandaşa saldırıyor.

Öyle ki: Saldırının boyutu cinayet işleme noktasına gelmiş.

Devletin kasasından teçhizatla donatılan bu polislere sadece “vur” “kır” öğretilmiş.

Alanlara iner inmez, yurttaşı gözüne kestirip saldırıyor bütün teçhizat ve kaba gücüyle, bu furyaya sivil bürokratlarında dahil olması işi iyice çileden çıkarmaya yetiyor.

Ağzını açanı susturmakla cezalandıran cumhuriyet tarihi kendini yeniden tekerrür etmeye başladı. Bu anlamıyla elindeki devlet mekanizmasını adeta tehdit unsuruna dönüştürebilen iktidarların bir yenisi ile karşı karşıyadır Türkiye halkları.Türkiye’de yaşayan halkların sevinçleri ve neşeleri, ölümleri ile kederleri yanında devede kulak kalıyor. Öyle zor ki ülkede yaşamak, kederinin karşılığında bile para adaleti dağıtılıyor insanlara. Eğer bu para saadeti kabul edilmezse de kocaman bir itaatsizlik mührü ile damgalanıyorsunuz.

Öyle açık ve seçik bir ayrımcılık uyguluyor ki devlet, metropollerde alanlara çıkanlara “gösterici”, Kürdistan’da alanlara çıkanlara “terörist” “terör örgütü yandaşı” demekten geri durmuyor.

“Biz teröristle, Kürt yurttaşı birbirinden ayrıştırmak için görev aldık” diyebilen bürokratlar bile var.

Yani planların biri diğerine bana yer aç demeye başladı.

Roboski’de masum Kürt çocuklarına yapılan hava bombardımanı bir “tatbikat” planı değilmiş gibi. Felaketin ve katliamın ahı yeri göğü yırtarken devlet kan parası dağıtma telaşındaydı.

Tepebaşları, yol bitimleri, doruklar, düzlükler güvenlikçi söylemlerin eşliğinde ağır silahlar, karakollar, zırhlı ve paletli araçlarla bir bir donatılırken bunun bir plan olmadığını düşünen safların var olduğunu elbette bilebilir insan.

Sınır hatlarında devriye gezen zamanın teknolojik gözlerinin önünde, ekmek derdinde olan yoksul Kürtleri birer ikişer öldürmenin plan olmadığını, hasbelkader ölümler olduğunu kim sav eder ki…

Gezi Parkında kesilen ağaçların bir tezgah olmadığını savunan, bir camia insan var evet. “Ülke elden gidiyor” korkusunu yaratıp iktidara sahip çıkacak yüzde elliler bunlar değil mi?

Daha çökme ve yanma etkisiyle külleri, dumanları bitmemiş Soma katliamının acısı üzerine ciğerlerimize yeterice oksijen almadığımızı söyleyebiliriz. Kim ölmüş, kim kalmış belli değil. Ama planın “sus” payı yani devamı gelmeye başladı bile. Ailelere yardımlar…

Lice’de süren bir plan özeti değil mi?

Ya Yüksekova da ikide bir katledilen insanlar, örneğin Mehmet Reşit İşbilir, Veysel İşbilir, Bemal Tokçu ve durmadan yükseltilen tansiyon?

Bir cevap veren olur belki…

İşlenen kadın cinayetleri, toplumun dikkatlerinin başka yöne akışına plan değimlidir?

Yani Gezi Parkı sonrası; Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Mehmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Hasan Ferit Gedik, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım’ı palanlamadan mı katlettiniz?

Şimdi tüm bu planları saymak için Türk dil kurumu tarafından kullanılan harfler yeter mi? Yardıma sayıları getirsek tüm bu planlara yeter mi?

Sanmam…