Siyasallaşan Din Ve İmam Yemini

Abone Ol

Din, Allah tarafından konulmuş bir kanundur. İnsanlara yaratılış gayesini ve varoluş hikmetini bildirir. 
İyi ve faydalı şeyler yapmaya sevkeder, zararlı işlerden alıkoyar. Din insanla beraber doğmuştur, insanlık tarihinin hiçbir döneminde din olgusundan mahrum bir topluma da rastlanmamaktadır. Ne yazık ki bugün “İslam” diye ortaya konulan din; özellikle Emevi döneminden başlayarak, daha sonra Abbasiler döneminde sonuca ulaşan uydurma hareketinin ürettiklerinin ürünleriyle karışmış bir yapı arz etmektedir. Emevi dönemi özellikle İslam dininin uygulamaları açısından en karanlık uygulamaların yaşandığı dönemlerden biridir. Bu uygulamalardan birini de Hz. Ali ve çocuklarına karşı göstermişlerdir.

Hz. Hasan’ı zehirleyerek öldüren bu zihniyet, kardeşi Hüseyin’i de Kerbela’da öldürmüş ve gövdesinden kopardığı kafasını ayaklarıyla sürükleyip şehir turu atmıştır. Hatta rivayetlere göre günlerce cesedi Kabe’de kalmış çürüyen etinin kukusu günlerce Kabe’den silinememiştir. Bu faşizan tutumu çok ilerilere taşıyan Emeviler camilerde peygamberimizin torunlarına küfretmeye başlamışlardır. Artık camideki hutbenin nerdeyse tek konusu Hasan ve Hüseyin’e küfretmek olmuştur.

Bundan rahatsızlık duyan halk ağlayarak ellerini yaratana açıp dua etmeye başlamışlar: ‘’Allah’ım artık senin evlerine gidemez hale geldik camilerde peygamberimizin torunlarına küfrediliyor.’’ şeklinde dua etmeye ve bir süre sonrada ne yazık ki camilere gitmemeye başlamışlardır. Camilerin dışında namaz kılındığını gören Emevi hükümdarı hemen bir fetva çıkartmıştır: ‘‘Camilerin dışında namaz kılanın kellesini vurun çünkü bunlar günahkârdır.’’ söyleminde bulunmuştur. Bu defada mazlum halk ne yazık ki namaz bile kılmamaya ya da çok gizli bir şekilde namaz kılmaya başlamıştır.

Bununla da yetinmeyen Emeviler toplumda var olan tüm olumsuzlukları Allah’ın iradesine bağlamaya ve bu şekilde açıklamaya başlıyorlardı. Yani bir ekonomik buhran mı ortaya çıktı ya da bir savaştan yenilgi mi alındı hemen buna Allah’ın iradesi deniliyordu ve eleştireni de Allah karşı çıkmış gibi göstermeye çalışıyorlardı. Emeviler’in bu uygulamalarına tepki olarakta Mu’tezile mezhebi ortaya çıkmıştır.

Yani bu mezhep bu olumsuzlukları Allah’ın iradesi değil Emeviler’in yanlış uygulamaları olarak göstermeye çalışmıştır. Emevi uygulamalarına benzer uygulamalara günümüzde de sıklıkla denk gelmekteyiz. Bunlardan biri de günümüzde 1982 Anayasasından geriye kalan imam yeminidir. Türkiye’de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olan imamların da diğer devlet memurları gibi 1982 yılından beri yürürlükte olan ‘Asli Devlet Memurluğuna Atananların Yemin Merasimi Yönetmeliği’ndeki yemin metnini okumaktadırlar. Asli Devlet Memurluğuna atanan personelin göreve başlarken okuduğu yemin metni” ön bilgisi yer alıyor.

Yemin metni ise aynen şöyle: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İnkılap ve İlkelerine, Anayasa’da ifadesi bulunan Türk milliyetçiliğine sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milletinin milli, ahlaki insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasanın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” şeklindedir. Bu yemin metni bir kere İslam’a aykırıdır. İmamların görevi halkın ihtiyaç duyduğu dini bilgileri vermek ve ibadetlerine yardımcı olmaktır. Kur’an’ın mesajına, peygamberin sünnetine, veda hutbesine aykırıdır.

Bu durum İslami de değildir. Ayrıca eğer yemin edilecekse bu yemin sadece Kur’an üzerine olmalıdır. Şahsen görüştüğüm imamlar bu noktada genel olarak şunu ifade ettiler: ‘’Yemin var ama bizler okumuyoruz ya da sadece imzalıyoruz.’’ şeklinde olmuştur. Bu yeminin varlığı bile Diyanet ve ülke için bir utançtır. En acısı da buna sessiz kalınmasıdır. Bu da buradan Diyanete, tüm imamlara ve iktidara çağrımız olsun bu utancı daha fazla devam ettirmeyin! Tabii ki burada altının çizilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır.

Emevi ve günümüz Türkiye’sindeki bu uygulamaların dinde çokta bir yeri olmadığıdır. Yani bu uygulamalar daha çok siyasal iktidarlarını, konumlarını güçlendirmek amaçlı uygulamalardır. Ve yine ne yazık ki bu iktidar hırsı dini kendine kurban edecek kadar da basitleşebiliyor. Burada şu noktanın da altının çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu da sadece İslam dini değil diğer tüm dinlerin de özünde kötü olmadığıdır. Bu dini kötüleştiren tamamıyla kötü niyetli insanların uygulamalarıdır. Yani kısaca dünya da dil ve din farkı gözetmeksizin iki tür insan vardır: İyi insanlar; kötü insanlar.