Memleketimin Sırtı Sağlam Gazetecileri

Abone Ol

 

Okuyanlarınız oldu mu bilmem…

Meslektaşım naif Yaşar, son makalesine   ‘nankör gazeteciler’ başlığını atmıştı.

İşin doğrusu garipsedim bu başlığı, ama ‘Yaşar yazmışsa bildiği bir şey vardır’ dedim.

Yanılmadığımı da bir sonraki günün gazetelerindeki kimi makalelileri okuyunca,. ‘nankör gazeteciler’ başlığının nasıl da ‘CUK’ diye oturduğunu gördüm.

- Uzun bir süredir köşe yazmıyordum. Ama susaraktan nereye kadar dedim. Ve yazmaya karar verdim tekrar,  

Dünya genelinde, medya geleneğinde olağan bir durum olan,’sırtını güçlüye, günün iktidarına daya. Bukalemun ol.’ Yaklaşımının kimi meslektaşlarımda ne kadar da net ortaya çıktığını, bu günkü Van yerel medyasında yazılan kimi makalelerde gördüm.

Kimilerinin günün iktidar gücüne sırtını dayayıp palazlanmanın yollarını ararken kimileri de ‘memleket, insanlık çıkarları’ safsatasıyla..! Donkişotluğa soyunup dürüst olma zevzekliğini..! Gösterirler.

Vesselam, kendi adıma diyeyim  ‘adam olamadık gitti’…

Ya behey ‘nankör gazeteci’, çobanın sütünü içen keçi misali, ekmek tekneni neden tekmeler durursun?

Bak, sağına soluna. Millet ne yapıyor, sende yapsana aynısını…

Gurur, halkın menfaati de neyin nesi.?

Millet çalıyor, çırpıyorsa  sana ne ?

Senden başka gören yok mu?

Yüzyıllardır değişemeyen bir geleneği sen mi değiştirecen, behey ahmak..!

Emekten, barıştan, uzlaşıdan söz edeceğine, muzur kaleminle, halkı uyandıracağına, adam gibi işini yapsana..

Üç gün boyunca, Ahmet Bey’in kapsında nöbet bekle, dört gün boyunca Mehmet Bey’in yollarını gözetle, Ahmet bey görününce sarıl makinenin deklanşörüne, yüzlerce kare fotoğraf çek, Mehmet Bey’in söylemediklerine, binlerce cümle de sen ekle, döşe gazeteye, sadece bir gün değil.

İki, üç, dört gün hatta bir hafta boyunca birinci sayfadan neşr eyle itibar kazan.

Ha baktın ki, nemalanmayacağın bir kurum mu var, mesela belediye gibi, mesela insan hakları kuruluşları gibi, kadın örgütleri gibi, bu kurumları yerden yere vur. Vur ki Ahmet bey’de, iktidar da keyif alsın.

Sana ne 500 tane köy yolu kapalı, sana ne memleketin yoksulları hastane kuyruklarında can çekişiyor. İnsanların barış çağrıları seni ne ilgilendirir.

Eğitim dibe vurmuş, esnaf iflas etmiş, analar evlatlarının cenazesinin ardında ağıt yakmış, bu senin sorunun mu?

Sen takıl iktidar vekillerinin peşine, tut kullarında al götür, Van’ın kardan temizlenmemiş sokaklarına ‘bak abi işte ben bunları gördüm ve yazdım’ de. Hatta ve hatta iktidara gönül veren üç beş gencin eline ver küreği, başlasınlar

Köy yollarının kapalı olduğunu, hastaların at sırtlarında taşındığını sakın dile getirme, yoksa Abi’lerin çok kızar sana.

Aksi halde inan Allah’a ne DAKA’dan reklam alırsan, ne de TAKA’dan.

Gözüm… bu dünya menfaat dünyası..!

Bakma sen, kimi nankörlerin  ‘iktidara yalanma geleneği, bu cenahın ruhunda’ var söylemlerine.

Sen işinde ol.

Biz ‘nankörler’ hep muhalif olduk ta ne halt ettik?

Yok, efendim, “kentin belediyeleri tasfiye edildi, TOKİ konutlarında kaloriferler yanmıyormuş, bilmem esnaf kan ağlıyor, eğitim çöktü, gençlik uyuşturucu da çareyi arıyormuş”

Ya kim takar bu söylemleri.

Âlim Allah biz bu işi başaramadık.

Ama sizler bildiğiniz yoldan şaşmayın…

Sakın ha fotoğraf makinelerinizi omuzlarınızdan indirmeyin.

Ahmet Bey’lerin, Mehmet Bey’lerin kapılarında ayrılmayın, zira kaçırırsanız yazık olur.

Vurun, başkanları kelepçeli belediyelere, pardon  ‘vurun abalıya’ diyecektim.

Kim tutar Sizi?

Nasılsa sırtınız sağlam yerde..

Gerçi büyük işler başaran..! depremden bu yana halkının yanında kalarak, gecesini gündüzüne katan abinizin, yakında aranızda ayrılacağını duyduk, ama olsun gelen abiniz de aynı sıcaklıkla size şefkat eder.

Vay be ne günlere kaldık?

Ne kadar da kirlendi ruhumuz?

Nasılda uzaklaştık vicdanlarımızdan?

Nasıl oldu da kalemlerimizi, çıkarlarımız için silah haline dönüştürdük?

Bu kadar mı ucuzdu bu meslek?

Bu kadar mı ayaklar altına düşecekti?

Acılar kar dağları kadar yüksek iken bu coğrafyada,

- Birilerine şirinlik olsun diye bana gelen yazıyı yayınlamak senin haddine mi?

Babalar, yavrularına naylon bir pabuç giydirebilmek için, sabahlarken kör karanlıklarda.

Ve elleri kınalı gençler düşerken toprağın bağrına, kalemi eline alıp, yazar kesilmek ne kadar da kolaymış?

Ne kadar da  zavallılaşmış, haliyet-i ruhiyemiz ?

Bu ruh haliyle yazılanları mı bırakacağız gelecek nesillere?

Ya peki bu günlerde yaşananları, büyüklerinde dinleyen çocuklarımız, Fatiha dahi okurlar mı ölmüş ruhlarımıza.?

Eğer ki gelecek nesiller bu duruşumuzla, af edeceklerse bizi, yazıklar olsun onlara.

 


İSHAK KARA - VAN HABER