• BIST 83.021
  • Altın 147,787
  • Dolar 3,8177
  • Euro 4,0681
  • Van : 0 °C

Şen: Kürtçe konuştuğu için babama arkadan kalasla vurdular!

Şen: Kürtçe konuştuğu için babama arkadan kalasla vurdular!
CHP, 12 Eylül'den sonra da, en büyük sıkıntıyı Kürt sorununda yaşadı.

 

1978 yılına dek Doğu ve Güneydoğu'da aldığı yüksek orandaki oylarla Türkiye siyasetinde ağırlığını hissettiren CHP, Kürt sol hareketlerinin bu tarihten sonra seçimleri boykot kararı alması ve tüm partilere olduğu gibi CHP'ye de tavır almasıyla CHP oylarında büyük bir düşüş yaşandı. 
 
Ropörtaj: Adil HARMANCI
 
CHP, 12 Eylül´den sonra da, en büyük sıkıntıyı Kürt sorununda yaşadı. SHP ile yola devam eden ve eski gelenekçi Kemalist çizgisini sürdüren CHP, Kürt aydınları tarafından kurulan HEP ile başlayıp, DEP, HADEP, ÖZDEP şeklinde süren partilere uzak duran bir prensip benimseyince bölgede oy kaybetmeye devam etti. 
 
CHP şimdi Kürt sorununda daha akılcı bir yol izleyerek kaybettiği oyları geri kazanmak, AK Parti´nin de ağır tavırlarından yararlanarak göreceli bir politika izlemek istiyor.
 
CHP Van İl Başkanı Cemal Şen ile tüm bunların ışığında, 12 Eylül öncesi Kürt sol yapılanmasını, darbe günlerini, Halkçı Parti ile başlayan ve sonrasında SHP ile devam eden şimdiki CHP´nin yeni politikasını ve ´çözüm süreci´ni konuştuk.
 
Söyleşimizin ilk bölümünde, siyasete girdiği ilk günleri anlatan Şen, en çok, 12 Eylül sonrasında Diyarbakır cezaevinde iken ziyaretine gelen babasının Kürtçe konuştuğu için kafasına kalasla vurulması olayını unutamadığını söylüyor.
 
Cezaevi günlerini duygulanarak anlatan Şen´e, sorduğumuz sorulara karşılık aldığımız cevaplar, çoğu kişiye nostalji yaşatacak türden: 
 
"KDP´DEN ETKİLENDİM"
12 Eylül´den önce siyasete ilk adımınızı nasıl attınız, o dönem hem Türkiye siyasetiyle ilgili hem Kürt siyasetiyle ilgili neler düşünüyordunuz?
İlkokulu bitirdikten sonra biraz KDP´den etkileniyordum, babam vasıtasıyla. Babam o konuda çok meraklıydı. Daha sonra ilk defa bizim mıntıkada yani Gürpınar Nordız mıntıkasından bir öğrenci ilkokulu bitirip ortaokula başlıyordu, o da bize nasip oldu: Biz 4-5 amca çocukları ilkokulu bitirdikten sonra buraya ortaokula geldik. Ortaokulun üçüncü sınıfında…
 
Sözünüzü kesiyorum ama ilkokula başladığınızda Türkçe biliyor muydunuz?
 
Çok az biliyordum. Çok sıkıntı çekiyorduk. Zaman zaman horlanıyorduk. İşte o zamanki tabiriyle ´kuyruklu Kürt´ falan deniyordu. Bizimle alay ediyorlardı, sınıfta konuştuğumuz zaman bizimle alay ediyorlardı. Ben de bazı haksızlıkları kabul etmeyen biriydim. Çok kavga ederdim okulda. 
 
Ortaokul ikinci üçüncü sınıfında Nazım Bayhan isminde bir müdür yardımcımız vardı. İbrahim Aydınoğlu ile tanıştım. Tarih öğretmenimizdi. Bunlar o dönemin sol görüşlü öğretmenleriydi. Bir platformda bir soru sorarken tanışmış olduk, daha sonra ´Cemal sol görüşlü biridir, sahip çıkalım´ dediler. 
 
Siyasi hayatım böyle başladı.
 
Nasıl devam etti peki sonra?
 
Ortaokulu bitirdikten sonra tam ısındım bu işe. Politize oldum yani. Artık kitap okumaya başladım, adım attım, bazı şeyleri kavramaya başladım, sosyalist düşünce ile tanıştım, yani geliştirdim kendimi. Ticaret Lisesi birinci sınıfında da çok aktifleşmeye başladım. Türkiye tarihinde bir lisede belki ilk boykot yapan biz olduk. O zaman bir komisyon kurmuştuk; işte Özgürlük Yolu, DDKD, Rızgari ve Kava.
 
ÖZGÜRLÜK YOLU İLE BAŞLADI 
 
Siz hangisinde yer alıyordunuz..?
 
Ben Özgürlük Yolu´ndaydım, DHKD´de idim. 
 
Tabi ki zaman geçtikçe devrimci hareket de gelişiyordu o esnada; ve biz 1 Mayıs´larla tanışmaya başladık. İlk 1 Mayıs´ı biz Doğu´da Güneydoğu´da Bitlis´te kutladık. Çok görkemli olmuştu. O zaman da çok anonsçuluk yapıyordum ben. Sesim gürdü, güzel de bir hitabetim vardı. Liseyi bitirdiğimiz yılın sonunda da darbe oldu.
 
Özgürlük Yolu o dönem neyi savunuyordu, Kürt sorununa dair, ya da genelde?
Benim bildiğim birlikte yaşam, ama herkes kendi yerinde özerk olacak, federatif gibi bir şey. Ayrışmayı savunmuyordu, birlikte yaşamı savunuyordu. Türkiye Kürdistan´ına bakış açısı, ´feodal bir toplum yapısı´ olduğunu söylüyordu. DDKD de ´yarı feodal´ diyordu. O konuda çok tartışmalarımız oluyordu zaman zaman.  
 
Darbe olunca siz de gözaltına alındınız mı?
Şimdi ben darbe olmadan önce okulu bitirir bitirmez Mehmet Kartal´ın yanında muhasebeci olarak işe başlamıştım. Ali Ulak ile birlikteydiler, işte ben onların işlerini yapıyordum, beni çok da seviyorlardı. Sonra Et-Balık´ta memur oldum, 12 Eylül öncesi 80 yılında memur oldum.  Memurluk sınavına girdim, göreve tam başlayacağım sırada darbe oldu. 12 Eylül´den sonra da Kenan Evren´in 15´inci bildirisiyle tekrar işe başladım. İşe başladıktan sonra bizi gözaltına aldılar. Askeriyeden bir emir geldi, 60-70 kişiydik. Toprakkale´de 50-60 gün kaldık. Sonra da savcılığa çıkarıldık, tekrar bırakıldık. 
 
Daha sonra askere gittim. Sonradan gözaltına alınan bir arkadaşımızın verdiği ifade sonucu tekrar gözaltına alındım. Hakkari´ye götürüldüm. Türlü işkencelere maruz kaldık. Her zaman söylüyorum, ben Hakkari´de işkence görmedim. Hakkari Emniyetinde 37 gün kaldım. Daha sonra tekrar askere teslim ettiler, Diyarbakır´a götürdüler. Orada Kurdoğlu İnzibat Merkezi´nde kaldım. Uzun bir süre daha sonra mahkemeye çıkarıldım. Tutuklandım. 32´inci koğuşa gönderdiler beni, uzun süre orada kaldık. Bildiğimiz ünlü Diyarbakır cezaevi.
 
KÜRTÇE KONUŞAN BABASINA KALASLA VURDULAR
 
Orada neler yaşadınız, gerçi belki her günününüz bir anıdır ama hiç unutmadığınız bir anınız var mı? 
 
Başıma çok şeyler geldi, ama hiç unutamadığım, belki filmlere konu olacak babamın dramıdır. Şimdi biz mektup yazıyorduk ailelerimize. Benle Vedat Aydın aynı koğuşta aynı yatakta yatıyorduk. Rahmetli Vedat Aydın. Vedat DDKD´den yargılanıyordu. Çok sevdiğim bir dostumdu. Biz mektup yazardık işte, "merak etmeyin durumumuz gayet iyidir. Bize çok iyi bakıyorlar. vs." Halbuki, bizi her gün öldürüyorlardı, sabah bir kez daha diriliyorduk. Yani ölüm-kalım savaşıydı. Hitlerin, Mosollini´nin işkencesinden söz edilir ama belki dünya tarihinde böyle bir zulüm, böyle bir işkence, böyle bir acımasızlık asla duymadım ve görmedim. Böyle bir yerde de mektuplarda ´çok kötü durumdayız´ diye yazamazdınız kuşkusuz.. Elbette. Ailemize mektup yazarken işte çok iyi olduğumuzu söylüyorduk, çünkü mektuplar denetimden geçiyordu. Yanlış bir kelime gördüklerinde gelip  götürüyorlardı, 40-50 gün bir işkenceden geçiriyorlardı. 
 
Babanıza ne oldu..?
Onu anlatıyorum… Benim korkum babamın ziyaretime gelişiydi. Annemin vefatını biliyordum, annemi görmedim tabi ki, gözaltında iken vefat etmiş; Babam tek kelime Türkçe bilmiyordu. Geldiği zaman da Kürtçe konuşmak zorunda kalacaktı. Şimdi görüşe gelenlerin arkasında 3-4 tane eli kalaslı asker duruyordu, en ufak bir Kürtçe kelimede kafasına vuruyorlardı. Tabi aynı şeyi bize de yapıyorlardı. Ellerimiz arkadan kelepçeli, dört gardiyan yanımızda dururdu. Sabah kalktık, yine görüş günüdür. Bağırdılar:
 
"Cemal Şen görüşçünüz var, Mıhê Şen"
Mıhê, benim babamdı. Dedim "valla gittim… bu gün benimle Mıhê´nın son günüdür" 
 
 
Ben giderken de çok korkarak gittim, ben kendimi düşünmüyorum. Zaten dünyanın işkencesini görmüşüz, artık alışmışız, etkilemiyordu, artık kemikleşmiştik. 
 
Gittik, babam bana biraz baktı, bende işaret ettim, ´Kürtçe konuşma´ diye. E başka ne konuşacak. O da, Kürtçe olarak, "oğlum merak etme tüm malımı versem de seni buradan kurtaracağım" dedi. Artık ben bir şey görmedim, babama arkadan bir kalas vurdular; babam, böyle hem külahlıydı, hem sakallıydı, 75-80 yaşlarında, babam yere düştü gözleri şöyle açık kaldı, hatırlıyorum. Sonra slogan atmaya başladım: "Bir gün çıkacağız bu hesabı size soracağız" diye. Ondan sonra belki yüz kişi bana giriştiler. 
 
Daha sonra hücreye attılar. 60-70 gün hücrede kaldım. Her gün falaka, falan. En sonunda ölü diye getirip koğuşa teslim ettiler. Kendime geldiğim zaman baktım Vedat Aydın´ın kucağındayım. Bisküvi suyun içine koymuş böyle hamurlaştırmış, ağzıma veriyor. Böyle bir süreçten geçtik. 
 
MUSTAFA KARASU İLE AYNI KOĞUŞTA
 
Vedat Aydın dışında kimler vardı, tanıdık sima olarak?
 
Mehdi Zana ile zaten aynı davadan yargılanıyorduk. Mustafa Karasu ile bir iki sefer karşılaştık, konuştuk. Şimdiki PKK Konsey üyesi. Koğuşta, açlık grevlerinde… Celalettin Delibaş vardı. Bizim koğuş sorumlusuydu. DDKD´nin önemli bir adamı vardı, Karakoçanlı, bildiğim kadarıyla İsviçre´de. Adını şu an hatırlamadım. Biraz duygulandım onun için. Yani vardı epey kişi…
 
Sonra tahliye olduk, geldik, memurluğumuz da sona erdi. Toplam bir buçuk yıl kaldım. Altı ay ceza verdiler. Ceza da alınca artık memurluğumuz da orada bitti. 
 
Sonra siyasi yaşam nasıl devam etti?
1986 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti´ye (SODEP) girdim. SODEP ile Halkçı Parti o sene birleşti, SHP oldu. Ben de İl Saymanı oldum. 89´da İl Sekreteri oldum. 93´te İl Başkanı oldum. Böyle devam etti, geldik bugüne. 
 
…devam edecek.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Wan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0850 302 65 34 | Faks : 0850 302 65 34 |