1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. 'Pencereye koştum, kocam yerde kanlar içinde yatıyordu'

'Pencereye koştum, kocam yerde kanlar içinde yatıyordu'

'Pencereye koştum, kocam yerde kanlar içinde yatıyordu'
A+ A-

"Çocuklar babalarının yerde yatmış halini görünce şok yaşadılar ve sağa sola kaçıştılar. İsmet yaralıydı hastaneye götürülmesine izin verilmediği için kan kaybından öldü."


7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana sürekli ilan edilen sokağa çıkma yasakları halen Diyarbakır’ın Sur, Mardin’in Nusaybin, Şırnak, Yüksekova ilçelerinde sürerken, Cizre ve Silopi’de de kısmi olarak devam ediyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Dokümantasyon Merkezi verilerine göre, ilk sokağa çıkma yasağı ilan edilen tarih olan 16 Ağustos 2015 ile 20 Nisan 2016 tarihleri arasında en az 338 sivil sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş zaman dilimleri içerisinde, ilgili çatışma ortamlarında yaşamlarını yitirdi. Bu kişilerden; 78’i çocuk, 69’u kadın ve 30’u 60 yaşın üzerinde.
 
Güneydoğu’yu kuşatan şiddetten etkilenenler sadece güvenlik güçleri, PKK’lılar ya da bölgede yaşayan sivil Kürtler değil. Renkli coğrafyanın “Dom”ları da trajediden payını alan başka bir etnik grup. Nokta Dergisi'nde yer alan olay, hala yeğen peş peşe vurulan iki Dom’un hikayesinden bahsediyor...

YİTİP GİDEN 2 CAN VE GELMEYEN ADALET! 
5 Kasım 2015’te sokağa çıkma yasağı sırasında çocuklarını evden çıkarmak için sokağa adım atmaz göğsünden vurularak öldürülen Engin Gezici (24) ile onun vurulduğunu gören ve onu kurtarmak isterken kalçasından vurularak öldürülen halası İsmet Gezici’nin (55) aileleri adalet istiyor. Aslen Dom olan Gezici ailesi yıllardır Silvan’da yaşıyor. Mevsimlik işçi olarak il il gezen ve en son Muş’ta çobanlık yaptıktan sonra havaların soğumasıyla sokağa çıkma yasağından 5 gün önce Silvan Tekel Mahallesi’ndeki evlerine geri dönen Gezici ailesi, sadece canlarını değil, evlerini ve sahip oldukları birçok şeyi kaybetti. Şuana kadar olay ile ilgili kimsenin kendilerini arayıp sormadığını söyleyen aile, yitip giden 2 candan devleti sorumlu tutarak adalet istiyor.
 

KÜÇÜK HELİN’İN BÜYÜK KORKUSU… 
Tekel Mahallesi’ndeki evlerinde çatışmalar sırasında ağır tahribat olması ve eşyalarının talan edilmesinin ardından Bahçelievler Mahallesi’nde eski ve müstakil bir eve yerleşen Gezici ailesi, evlerinin onarımda olması nedeniyle şu anda bir inşaatın zemin katında yaşıyor. Poyraz (7), Şerif (6) ve Helin (4) olmak üzere 3 çocuklu bir anne olan Sevgi Gezici (20) olay gününün etkisinden kurtulabilmiş değil. Eşi ve halasının vurulması olayının yarattığı psikolojik travma altında zorlukla konuşabiliyor. Annesinin yanından ayrılmayan en küçük kızı Helin, fotoğrafını çekmek istediğimiz sırada fotoğraf makinesinden ürkerek ağlamaya başladı. Annesi “Hala olayın şokunu yaşıyor. En küçük bir seste ürküyor ve ağlıyor” diyor.
 

‘ÇOCUKLARIN DURUMUNA DAYANAMADI VE ÇIKTI!’ 
Muş’ta çobanlık yaptıklarını ve yasaktan 5 gün önce Silvan’a geri döndüklerini belirten Gezici olay gününü şöyle anlattı: “Kendimize ayrı ev tutmuştuk ama daha geçmemiştik. Geldikten sonra 4. gün çatışmalar başladı. 3 çocuğum ve eşimle evdeydik. Yoğun bir şekilde silah ve patlama sesleri geliyordu. Çocuklar çok korkuyordu bize sarılıp ağlıyorlardı. Saklanmaya çalışıyorlardı. Psikolojileri tamamen bozulmuştu. Gece yatmıyorlardı. Çatışmalar 3. gününe girince eşim çocukların durumuna daha fazla dayanamayıp çıkacağız dedi. İlk başta engel oldum ama çocukların durumundan kaynaklı ısrar etti ve dışarı çıkıp bir yol aradı. 1 saat geçtikten sonra peş peşe yoğun silah sesleri geldi ve çok yakın geliyordu.”
 

‘ÖNCE EŞİMİ, SONRA ONU KURTARMAK İSTEYEN HALASINI...’ 
“Pencerenin önüne koştum ve yerde kanlar içinde olduğunu gördüm” derken gözyaşlarını tutamayan Gezici şöyle devam etti: “Neye uğradığımı şaşırdım. Tam dışarı çıkacakken yine silah sesleri geldi. Çocuklar da babalarını gördü ve ağlamaya başladı. Komşular cenazesini eve getirmek istedi ama onlar çıkınca ateş açıyorlardı. Halası onun öldürüldüğünü duyunca kendini dışarı atıyor. Halası daha cenazeye yetişemeden onu da vurup öldürdüler.”
 

BİRKAÇ EVİN DUVARINI KIRARAK BİZİ ÇIKARDILAR 
Komşuların eşinin ve halasının cenazesini eve getirdiklerini ve çocuklarıyla birlikte saatlerce cenazelerle kaldıklarını anlatan Gezici, “Çocuklar babalarının yerde yatmış halini görünce şok yaşadılar ve sağa sola kaçıştılar. İsmet yaralıydı hastaneye götürülmesine izin verilmediği için kan kaybından öldü. Büyük oğlum dışarı çıkıp ‘anne ambulans getireceğim babamı hastaneye götürelim’ diyordu. Hepimiz şok halindeydik. Halamın kalçasından eşimi de göğsünden vurmuşlardı. Daha sonra komşular evin odasının duvarını kırıp bizi çıkardılar. Birkaç evin duvarını kırıp öyle bizi mahalleden çıkardılar. Cenazeler içeride kaldı. Daha sonra çıkardılar. Artık bu devletten ne isteyeceğim? Hiçbir beklentim yok. Çocuklarım her gün babalarını soruyor. Evin önünde adamlar geçince bakıyorlar ve bana gelip ‘babam niye gelmiyor diye soruyorlar. Ben de işe gitmiş diyorum” şeklinde konuştu.


 
‘BİZ İŞÇİYİZ, TERÖRİST DEĞİLİZ’ 
Engin’in babası Niyazi Gezici, olaydan sonra birkaç kez kalp krizi geçirmiş. Engin’in vurulduğu gün rahatsızlanan eşini hastaneye götürmek için Diyarbakır’da olduğunu belirten baba Gezici şunları söyledi: “Geçen yıl Muş’a gittik ve orada çalıştık. Daha sonra buraya geldik. Aradan 5 gün geçtikten sonra devlet oğlumu öldürdü. Ona ‘terörist’ dediler. Kız kardeşim onun vurulduğunu görünce yardımına koştu ve onu da vurup öldürdüler. Devlet oğlumu ve kız kardeşimi öldürdü, devletten davacıyız. Hiçbir suçları yoktu. Çobanlıktan gelmiş ve 5 gün sonra öldürüyorlar. Kendine ev tutmuştu ve daha eşyalarını bile yeni evine taşıyamadan öldürdüler. Sonra da ‘terörist’ diyorlar. Biz işçiyiz, ‘terörist’ değiliz.”
 

‘7 AYDIR NE ARAYAN VAR NE DE SORAN’ 
Aradan 7 ay geçmesine rağmen hiçbir gelişmenin olmadığını söyleyen Gezici, “Avukat tuttuk ama şuana kadar hiçbir ilerleme yok. Bugüne kadar kimse ne aradı ne sordu. 7 aydır hiçbir gelişme olmadı. Biz bu savaşı istemiyoruz. Biz barış istiyoruz. Askerde ölen de dağda ölen de hepsi kardeşimdir. Yabancı kimse yok hepimiz kardeşiz. Bir an önce bu savaş bitmeli. Sonuna kadar davacıyız ve bu olayın peşini bırakmayacağız. 59 yaşındayım ve çalışacak durumda değilim öyle evde oturuyoruz. İki kere kriz atlattım. Eşim Hepatit B atlattı. Başka çalışanımız yoktur” diyor.
 

‘TORUNLARIMA BAKIP BAKIP AĞLIYORUM’ 
Engin’in annesi Sêve Gezici de şunları söylüyor: “Cenazemizi vermediler. Saatlerce yerde kaldı. Evimiz yoktu sokakta kalmıştık. Kardeşimin evinin kapısını kırıp onlarda kaldık. 14 gün boyunca eve gidemedik. Sonradan evimiz de yıkıldı ve hiçbir şeyimiz kalmadı. Cenazeyi gece saatlerinde aldık. Cenazemizi Batman’a götürecektik ama izin vermediler ve bizden alıp Diyarbakır’a götürdüler. Sabah aldık ve burada toprağa verdik. Biz daha yeni Muş’tan işten gelmiştik ve bize ‘terörist’ dediler. Oğlum hepimize bakıyordu. Bir dolmuşu vardı satıp bu evi aldık. Aklımdan çıkmıyor 3 aydır psikolojik ilaçlar alıyorum. Her gün yetim kalan çocuklarına bakıp ağlıyorum. Aklıma geldikçe yerin dibine girmek istiyorum, ölmek istiyorum. Asla unutamayacağım.”
 
Mezopotamya’nın Domlarından Engin Gezici ile halası İsmet Gezici şimdi Silvan’da yan yana yatıyolar.
 

DOMLAR 
Domlar veya “Dom”... Büyük bölümü İran, Türkiye Irak ve Mısır olmak üzere Orta Doğu ülkeleri ve Kuzey Afrika da yaşayan Hindistan menşeli çingene ya da Ortadoğu ve Dom çingeneleri olarak da adlandırılıyor. Özellikle Mezopotamya’da kimliksiz yaşayan bir halk olarak bilinen Domlar, Türkiye’de ağırlıklı olarak Mardin, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Siirt, Urfa ve Van’da yaşıyorlar.
 
Domlar, üst kimlik kaygısı yüzünden kendilerini Kürtlere karşı ‘’Mıtırp’’ olarak tanımlıyorlar. ‘’Kürtlerin ötekileri’’ ya da Kürtlerin farklı kültür edinmiş versiyonu gibi. Kürtçeyi ana dillerinden daha iyi bilen bu halk, geçmişten günümüze kadar ‘’Kürt çingeneler’’ olarak bilinmişler.
 
Genel olarak geçimlerini Ribab denilen çalgıyla düğünlerde elde ettikleri kazançla sağlıyorlardı. Bunun yanı sıra çobanlık, dilencilik, doğal şifacılık ve dişçilik gibi uğraşlarla da ilgileniyorlar.
 
Ama son yıllarda Kürtler’in çalgıcılığa el atmasıyla beraber, Domlar haklı olarak ellerinde kalan son geçim kaynaklarının da ellerinden alındığını düşünüyorlar. Deyim yerindeyse ellerinde dilencilikten başka bir geçim kaynağı kalmamış durumda. Nokta Dergisi - Sertaç Kayar / Haberdar

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT