Keke, dedi, bu gördüğün çeşme anamın ölmeden birkaç gün önce kovalarla eve su getirmek için gittiği çeşme. Almancı bir yakınımız vardı,  tesadüfen o çekmiş. Bu yüzden benim için çok değerli. İşte buda babamın tütün sararken ki resmi. Bıyıkları tütünden sararmıştı babamın. Ölene kadar içti zıkkımı.

 

            Murat’ı Bodrum’da bir inşaatta tanımıştım. Van’lıydı. Daha doğrusu Bodrum’a birlikte gitmiştik. Lakin giden grup kalabalık olduğu için yolda tanışma fırsatı bulamamıştık. Gider gitmez inşaatta kalacağı odanın duvarına bu 2 resmi asmıştı.   

 

            Yaklaşık 3 ay birlikte çalıştık. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemişti. Hayatımda ilk kez inşaatta çalışıyordum. 1990’lı yılların başıydı. 20 yaşındaydım. İçerden yeni çıkmıştım. Ankara’da polis rahat vermemişti. Sürekli ev baskınları yapıyor, yok 1 Mayıs yaklaşıyor, yok Ankara’ya yabancı misafir gelecek, yok yarın eylem günü diyerek evlerden bizleri topluyor bir iki gün Emniyetin küçük nezarethanelerinde aç susuz beklettikten sonra gecenin bir yarısı ıssız bir köşede bırakıyordu. Çareyi bir süreliğine kenti terk etmekte bulmuştum.

 

            Üniversiteden atılmıştı Murat. Tanıştığımızın ikinci gününden itibaren birbirimize Keke demeye başlamıştık. Kalabalık bir aileden geliyordu. Her birimiz bir yerlere dağıldık demişti. Kimimiz Adana’da kimimiz Tarsus’ta, kimimiz İzmir’de darma dağın olduk. Birde Dersim’li Kemal vardı. Güzel Zazaca türküler söylerdi. Ağrı’lı Ertuğrul’u da unutmamak lazım.

 

            İnşaatta çalışanların neredeyse tamamı Doğuluydu. Kiminin köyleri boşaltılmış, kiminin yakınları öldürülmüş, kimi işkencede sakat kalmış, kimi vurulmuştu. Akşamları oturup sohbet ederdik. Bir de saz bulmuştuk kendimize. Ben çalardım Kemal söylerdi. Pişti oynardık çoğu zaman. Keke Murat benim ortağımdı.

 

            Ankara’ya birlikte dönmüştük Keke Murat’la. Birkaç gün misafirim olmuştu. Terminalden uğurlarken birkaç damla yaş döktüğüm ender insanlardan biriydi. Camdan el sallarken “Görüşürüz Keke” dediğini hissetmiştim. Görüşemedik Kekeyle! İki yıl sonra Ankara dönüşünde Terminalin önünden karşıdan karşıya geçerken bir otomobil çarpmıştı. Oracıkta ölmüştü Keke. Abisiyle görüştüğümde yine turistik bir yere inşaata çalışmaya gittiğini söylemişti. Kim bilir belki de Ankara’ya beni görmek için uğramıştı.

 

            Orda, yani inşaatta tanıştığım bütün arkadaşlarımın en büyük özelliği o kadar acı ve işkenceye rağmen hiçbir zaman kendilerini mağdur göstermemeleriydi. Evet, öfkeliydiler, kızıyorlardı fakat kendilerini acındırmıyorlardı. Başları dimdik, onurlu ve de gururlu bir şekilde ekmeğinin peşinde insanlardı.

 

            Şimdi bakıyorum da son 15 yıldır bu ülkeyi yönetenlere. Ne oldu da hemen her soruya cevaben "Ama biz de" diye başlayan mağduriyet cümleleri kuruyorsunuz? Ne yaptılar size örneğin? Küçük olan yaşınızı büyütüp idam sehpasına mı gönderdiler? Oğul ve kızlarınızı gözlerinizin önünde çırılçıplak soyup duvara mı dizdiler! Askerler sizi köy meydanına da toplayıp, ananızın babanızın gözleri önünde kendi dışkılarını mı yedirdiler? Neyin mağduriyetinden bahsediyorsunuz siz?

 

Noldu yani bir söyler misiniz? Oruç tutuyorsunuz diye üniversite kampüsünde bıçaklanarak öldürüldünüz mü? Ramazan orucunu tutmak mı yasaklandı size? Camiye gitmek yasaklandı mı? İbadet yerimiz camilerdir dediniz de "Hayır mı" denildi! 5 vakit namazınız mı engellendi? Cem yasaklandığı için Aleviler jandarmadan gizli köylerde Cem ederlermiş, camiye gitmek, namaz kılmak, dua okumak yasaklandı mı size? Neyin mağduriyetinden bahsediyorsunuz siz?

 

Keçi otlatmaya giden 14 yaşında ki kızınız mı havan mermisiyle öldürüldü? Kapının önünde oynayan oğlunuz babasıyla birlikte kurşun yağmuruna mı tutuldu? Her gün geçtiğiniz sınırdan geçerken gökyüzünden başınıza bombalar mı yağdı. Toplu öldürüldünüz mü siz? Mezara toplu gömüldünüz mü? Mezarınız kayıp mı sizin? Kemikleriniz yakınlarınıza 30 yıl sonra mı teslim edildi? Yada hiç teslim edilmedi mi? Neyin mağduriyetinden bahsediyorsunuz siz?

 

 Bu ülkede Kürtlere "Kürdüm" demek yasaklandı! Bırakın kendisine sahibi Kürt diye Kürtlerin koyununa kuzusuna tahammül edinilmedi. Sahibi Kürt diye dağlarda koyunlar kuzular telef edildi. Kürtlerin evleri yakıldı, köyleri boşaltıldı, doğdukları topraklardan başka diyarlara göçe etmeye zorlandı. Alevilerin evleri işaretlendi, Çorum'da vuruldu, Maraş'ta katledildi, Sivas'ta yakıldı. Neyin mağduriyetinden bahsediyorsunuz siz?

 

Noldu yani? Örneğin 28 Şubatta tanklar Sincan'da yürümeye başladığında ne yaptınız siz? İki ağaç için sokağa döküldüler diye suçladığınız insanlar gibi özgürlüğünüz uğruna ölümü göze alıp sokağa mı döküldünüz? Necmettin Erbakan mesela, 28 Şubatta kendini tankların önüne attı da bizler mi görmedik?

 

Bugün Keke Murat’ı kaybedeli 20 yıl oldu. Kemal yok, Ertuğrul yok! Kim bilir ne geldi başlarına. Kim bilir nerdeler neler yaşıyorlar! Ya da yaşamıyorlar! Onların çektiği acıların, ızdırapların hiç birini yaşamadınız siz. Bir tekinden, evet bir tekinden mağdur lafı duymadım o insanların. Noldu size yani? Noldu da devletin bütün imkânlarını kullanmanıza rağmen hala mağdur edebiyatı yapıyorsunuz?