• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Van : -5 °C

Dinçer:'Kalaşnikof yerine ellerinde tablet bilgisayarlar olsun'

Dinçer:Kalaşnikof yerine ellerinde tablet bilgisayarlar olsun
WanHaber.com Sordu, Eski Ak Parti Van Milletvekili İkram Dinçer Cevapladı...

 

Röportaj: Uğur Tunçdemir / WanHaber.com ÖZEL / Ankara

 

Öncelikle sizi tanıyalım. İkram Dinçer Kimdir?

 

1959 yılında Van’da dünyaya geldim. Van Eğitim Enstitüsünden mezun oldum. Bir süre Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Van Müdürlüğü’nde çalıştım. Daha sonra serbest ticaret yapmaya başladım. 1970’li yıllarda Milli Türk Talebe Birliği bünyesinde ve Milli Selamet Partisi çevresinde aktif siyasi ve sosyal mücadeleye girdim. 1983 yılında Refah Partisi kurulduktan sonra da partinin Van teşkilatının her kademesinde görev yaptım. Allah, Milli Gençlik Vakfı’mızın kıymetli çalışmalarının parçası olmayı uzun yıllar boyunca nasip etti. Refah Partisi kapatılınca kurulan Fazilet Partisinde il başkanlığı yaptım. 14 Mayıs 2000 tarihinde Fazilet Partisindeki tarihi kongrede aday olan Abdullah Gül Bey’in yanında yer alan 12 il başkanından biri oldum. Daha sonra sayın Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımızla birlikte AK Parti’mizin kuruluşunda yer aldım. 2007 – 2011 yılları arasında ise, Van halkı tarafından Van’ımızı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil etmekle görevlendirildim.

 

Geçen dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin Van milletvekiliydiniz. O süreçte Van’ın neler kazandığını düşünüyorsunuz?

 

Allah’a şükürler olsun ki, Van’ın tarihindeki en büyük hizmet ve yatırımları gördüğü yasama dönemlerinden biri oldu. Yüzyıllar boyunca bütün bölgenin merkezi olan şehrimiz maalesef son 100 yıldır hakettiği yatırımı ve önemi göremedi. Ancak bu olumsuzluğun son 10 yılda radikal şekilde değiştiğini görebiliyoruz. Şehrimizin tarihindeki en ciddi depremlerden biri bile bu olumlu gidişatı çok fazla durduramadı. Van hızla hem Türkiye’ye, hem bölgesine hem de dünyaya entegre bir bölgesel metropol olma yoluna girmiş bulunuyor. Biraz hayalperest bulanlar olabilir ama ben Van’da bir küresel metropole dönüşme potansiyeli bile görüyorum. Van Gölü havzası, Urartulardan beri, yani binlerce yıl sonra, 21’nci yüzyılın dünyasında bir daha inşallah dünyanın önemli uygarlık merkezlerinden biri olacak.

 

Geleyim bugünün gerçeklerine ve sorunuza.

Ben, şehrimizin büyükşehir statüsüne kavuşmasının da bu yolda ilk adım olduğunu düşünüyorum. Bu tarihi adımda acizane katkım olmasından da şeref ve mutluluk duyuyorum. Özellikle Van’da yayınlanan yazılı basının arşivleri karıştırılırsa görülecektir ki Van’ın büyükşehir olması gerektiği en etkili şekilde ilk olarak tarafımdan şehrimizin ve ülke yönetimimizin gündemine getirilmiş günlerce tartışılmış ve daha sonra Van Mühendisler Odası da bir sivil toplum örgütü olarak şehrimizin çeşitli yerlerine astıkları pankartlarla bu çıkışıma destek vermişti. O günlerde Van’ın bir taraftan büyükşehir olması gerektiğini gündemde tutmaya çalışırken konuyu dönemin İçişleri Bakanımız Beşir Atalay’a da bizzat götürdüm. Şanlıurfa’da açıkladığı büyükşehir yapılacak 5 ile Van’ı da dahil etmesi gerektiğini, Türkiye’de bu statüyü en fazla hakeden şehirlerden biri olduğunu belirttim. Sonraki günlerde de bunun mücadelesi verdim. Allah’a şükürler olsun ki 2012 yılında bu müjdeyi aldık.

 

Van, çok uzun zamandır kendisine bu kadar dost bu kadar alakadar bir başbakan görmedi. İşte sayın başbakanımızın ve partimizin hizmet öncelikli anlayışın da yardımıyla, benim Meclis üyesi olduğum yasama döneminde, partimizin diğer Van milletvekilleri ile birlikte bir ekip ruhu içinde birçok önemli yatırımın Meclis’ten geçmesini ve programa alınmasını sağladık.

Aklıma ilk anda gelen birkaç önemli yatırımı sayacak olursam; Van çevre yolunu programa aldırdık ve projesi hazırlandı. Çevre yolu tamamlandığında Van şehrinin fiziki coğrafyasının genişlemesine önemli bir zemin hazırlayacak.

Van eğitim ve araştırma hastanesini bütün bölgeye hitap edecek düzeye getirdik. Bu hayati yatırımın en büyük faydasını da depremde gördük. İlçelerimize de yeni hastaneler kazandırıldı bu dönemde. Şehrimiz, sağlık alanındaki yatırımlarla, şimdiden bir bölge merkezine dönüşürken, çok yakın gelecekte, komşu ülkelerden de şehrimize sağlık turizmi başlayacağı muhakkak. Kazanan en başta esnafımız olacak.

Yine bizim dönemimizde Van Havalimanı yenilendi. 1980’lerden kalma binalar yıkılarak daha büyük ve modern yeni terminal yapıldı. Teknolojik altyapısı yenilendi. Vanlıların Türkiye’nin diğer bölgeleriyle ve dünyayla bağlantısı kolaylaştı.

 

Van-Edremit, Van-Özalp ve Van-Erciş yollarının 20’şer kilometresinin sıcak asfalt işini gerçekleştirdik. Edremit - Van arasında gidip gelenler bu modern yolun keyfini sürüyor.

 

Van tarihinde ilk defa iki köprülü kavşak projesi yapıldı, bizim dönemimizde programa alındı ve inşaatlarına başlandı. Biri Emniyet köprülü kavşağı ve diğeri Kedili Kavşak olarak da bilinen2 Nisan Köprülü kavşağı.  Yakın dönemde de hizmete açıldılar.

 

Van Gölü’nde marinalar yapıldı. Bizden önceki dönemde Akdamar Adasının yenileme çalışması başlamıştı. Bizim dönemimizde ise Van Kalesi’nde büyük restorasyon çalışması başladı. Yıkımın eşiğine gelen bu büyük hazine kurtarıldı. Kalemizin güneyindeki tarihi camileri restore ederek yeniden ibadet edilir hale getirdik. Şehrimizin bir diğer önemli tarihi eseri Hoşap Kalesi’nde de ciddi restorasyon başlattık. Bunlar, Van’ın turizm merkezine dönüşmesinde çok ciddi adımlar.

 

Halkımızın hukuksal işlerine hız ve kalite getirecek çok önemli bir yatırım olarak gördüğüm dev bir adliye sarayı planlandı ve bizim dönemimizde programa alınmasını sağladık. Selçuklu Mimarisine sahip Adliye Sarayımızın inşaatı halen devam ediyor. Yakın zamanda hizmet veriyor olacak inşallah.

 

Yine Meclis’te yaptığımız çalışmalarla Yüzüncü Yıl Üniversitesine önemli yatırım imkanları sağladık. Örneğin kampüste dev bir üniversite hastanesinin yapımı planlandı ve gerçekleştirildi. Üniversitemiz, şehrimizde eğitim ve kültürel düzeyin yükselmesi açısından çok çok önemli. Birçok ilçemizde yükseokul açtırarak, yüksek öğrenim ile tanıştırdık. İlçelerimizde öğretmenevleri yaparak şehrimizin yeni öğretmenler için cazip hale gelmesinde katkı yaptık. Yine ilçelerde yeni meslek liseleri yurtlar ve ek derslikler inşa ettirdik.

 

İlçelerimiz yeni sanayi sitelerine kavuştu. Tarım alanında çiftçilerimize büyük destekler sağladık.

Görüldüğü gibi bunların birçoğu altyapı yatırımı. Yani ilk bakışta görülmesi zor yatırımlar. Ancak altyapı yatırımları uzun vadede Van’ımızın geleceğini derinden etkileyen en önemli konudur bence.  

 

Vekil olduğunuz dönemde Van ile ilgili meclise kaç soru önergesi sundunuz? Bunların içeriklerinden bahsedebilir misiniz biraz.

 

Bir Meclis teamülü olarak soru önergeleri muhalefet milletvekilleri tarafından verilir. İktidar partisi milletvekilleri genel olarak soru önergesi vermez. Ancak, Meclis’te birçok yasa tasarısı görüşülürken veya bütçe görüşmelerinde defalarca söz alarak Van’ın ihtiyaçlarını ya da genel olarak halkımızın sorunlarını Meclis gündemine taşıdık. Sonuçta, Meclis’in günlük hayatımıza asıl etkisi de, kamuoyuna pek yansımayan bu tür çalışmalarla oluyor. Yoksa, medyanın çok sevdiği kürsü şovları ve polemikler, kahvehane eğlencesi olmaktan öte bir anlam ifade etmez.   

 

Depremden bu güne Van'a yapılan ya da yapılamayan hizmetleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Deprem meydana geldiğinde Ankara’daydım. Depremden sadece birkaç saat sonra sayın Başbakanımız ve bakanlarımızla birlikte Van’a geldik. Sayın Başbakanımız Erciş ve Van merkezdeki yıkımı görür görmez bizzat afet toplantılarına başkanlık etti. Van’da bir hafta kadar 4-5 bakan kalarak çalışmalara bizzat nezaret ettiler. Bir Bakanımız, sayın başbakanımızın talimatıyla tam 23 gün bilfiil Van’da kaldı. Hükümetimiz Van’ı bir an olsun yalnız bırakmadı. Eminim ki AK Partili olsun olmasın tüm Vanlılar bu diyeceğime katılacaklardır: Bu şiddetli depremin, eski koalisyon hükümetleri döneminde gerçekleşmemiş olması Allah’ın Van’a bir lütfu. Yoksa, halkımızın haklı olarak şikayet ettiği bazı aksaklıkların mumla aranacağı çok daha kara günler yaşayabilirdik. İnsan ürünü olan herşeyde kusur ve aksaklıklar da olur. Mükemmeliyet Allah’a mahsustur. Ancak, Van’ın böylesi kara bir döneminde AK Parti iktidarda olduğu için ne kadar şükretsek azdır diyebiliriz. Deprem gününden tam bir yıl sonra yine sayın Başbakanımızla birlikte Van ve Erciş’teki toplu konutların kura çekilişini gerçekleştirdik. Eksi 20 derecede Van’da beton döküldü. Bu bir rekordur.

 

Bir de, Türkiye’nin her bölgesindeki kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın şefkat, yardım ve dostluğunu anmazsak olmaz. Deprem bize, nasıl aynı gemide olduğumuzu ve nasıl birbirimize muhtaç olduğumuzu öğretti. Vanlılar olarak, böyle kardeşlerimiz, dostlarımız, kader arkadaşlarımız olduğu için Allah’a ne kadar şükretsek az.

 

Doğal afetler ciddi dönüm noktalarıdır. Tarihin birçok büyük şehrini doğal afetler tarih sahnesinden sildi. Bazı şehirler içinse bu afetler bir yenilenme ve tarih sahnesinde yükselme fırsatı doğurdu. Ben, Van’da ikincisinin yaşandığına, yaşanacağına çok inanıyorum.

 

 

Yaptığımız anketlerde halk, Burhan Kayatürk hariç diğer AKP'li vekillerin samimi bulunmadığını düşünüyor. Siz bu dönem vekillerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Arkadaşlarımızın seçilmesinden sadece birkaç ay sonra tarihimizin en şiddetli depremlerinden birini yaşadığımız gözardı edilmemeli. Zor ve sıkıntılı dönemde görevlerine başladılar. Böyle dönemlerde herkesi memnun edebilmek gerçekten çok zordur. Bunun dışında değerli vekillerimizin performansını halkımız daha iyi değerlendirir.

 

 

Sizde seçilmiş bir kişininiz. Binlerce oy alarak vekil seçilmiştiniz. Siz seçilmişlerin cezaevlerinde tutulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Halk iradesine inanıyorum. Bunun için siyasetteyim ve bunun için siyasete saygım var. Siyasilere ne kadar kızılsa da sonuçta bu iradenin tecellisi olduğu için ayrıca saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevede, halkımızdan oy almış seçilmiş insanların cezaevinde olmasını şahsen çok üzüntü verici buluyorum. Savcılık, tutuklama ve yargılamanın siyasi faaliyetlerinden dolayı olmadığı iddiasında. Yargılaması devam eden hususlar konusunda görüş belirtebilecek konumda değilim. Dolayısıyla davalara ilişkin somut bir açıklamada bulunamam.

Ancak ümidim şu ki bu üzücü ve sıkıntılı süreç sadece devlete değil, sıkıntının diğer muhataplarına da sorumluluklarını yeniden düşünme ve yeni bir siyasi iklim oluşturma fırsatı verir.

 

Peki genel olarak Kürt Sorununa bakış açınız nedir?

 

Şerafettin Elçi’yi kaybettik daha birkaç gün önce. Rahmetli, 1978–1979 yılları arasında Ecevit Hükümetinde Bayındırlık Bakanı olarak görev yapmıştı. Bakanken yaptığı, "Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürdüm" açıklamasından dolayı 27 ay hapis yattı. Çok uzağa da gitmeyelim. Ahmet Kaya, ‘’Ben Kürdüm ve yeni kasedimde Kürtçe bir şarkı okuyacağım’’ dediği için diğer sanatçıların fiili saldırısına uğradı, ülkesinden kaçmak zorunda kaldı ve gazete manşetleriyle adeta infaz edildi. Bugünkü sıkıntı ve eksikliklerden şikayet ederken Türkiye’nin hangi aşamalardan geçtiğini unutmamak lazım.

Türkiye’nin tarihi bir değişim ve dönüşümden geçiyor. Bugün devletin Kürtçe yayın yapan kanalı var. ‘Kürdistan’ kelimesini kullandığı için kimsenin başı belaya girmiyor. Kürtçe isteyen öğrenebiliyor, isteyen de öğretebiliyor.

Bütün sıkıntılar halloldu, bütün haklar tanındı mı?

Kesinlikle hayır. Ama bu bir süreçtir. Kaldı ki Türkiye’de henüz kimsenin hakları mükemmelen tanınabilmiş değil. İç Anadolu’daki Türklerin her hakkı tamam mı? Yozgatlı, Kırşehirli gariban Anadolu insanları ‘birinci sınıf vatandaş’ diyebilir miyiz? Dindarların hakları tanınmış mı? Devletin başındaki insanın eşi bile başörtüsüyle her yere gidemiyor. Aleviler yeterince haklara sahip mi? Hatta yakın zamana kadar kendini devletin sahibi gören ve o dönemde her hak hukuk diyeni Türkiye düşmanı ilan edenler bile bugün Silivri’de hak ve hukuk eksikliğinden yakınıyor. AK Parti, on yılların eseri böyle bir çarpık manzarayı tamir etmeye çalışıyor işte.

 

Unutmamak lazım ki hak, hukuk ve demokrasi, siyasi iktidarların iradesinden daha çok toplumsal seviyenin yükselmesiyle oluşur. Siyasi iradeye asıl düşen sorumluluk sürece engel olmamasıdır. Demokrasi de barış da bir süreçtir. Bunları bir gecede kazanılan şeyler sanmak çok aldatıcıdır. Barış, kanla, gözyaşıyla, şiddetle elde edilebilen değil, tırnak içinde söylüyorum sabırla ‘inşa’ edilebilen bir şeydir. Bir inşadan söz edeceksek sadece hükümete değil herkese sorumluluk düşüyor. Siyasetçiye de, muhalefete de, aydınlara da, din adamlarına da, işadamlarına da, sokaktaki vatandaşa da…   

Yani, şiddeti, meşru bir siyasi araç olarak görmeye daha ne kadar devam edeceğiz? İşyerlerinin camlarını kırmayı, hatta molotof atmayı, masum sivillerin hayatlarına mallarına zarar vermeyi ne zamana kadar meşru göreceğiz?

Bu noktada Kürt milliyetçisi çevrelerin agresifliğini de anlamakta güçlük çekiyorum. Diyarbakır işkencesinin mimarı olan 12 Eylül cuntasına ya da 1990’lı yıllarda bölgemizi kan gölüne çeviren CHP, DYP, ANAP’a veya diğer gayri siyasi aktörlere asla göstermedikleri bir öfkeyi neden AK Parti’ye gösteriyorlar? BDP’nin, kendisini, rejimin komiseri gören, inkar politikalarının mucidi CHP’ye AK partiden yakın hissetmesinin izahı nedir?

 

Bakın, bugün devletin istihbaratının başındaki kişi Öcalan ile görüşüyor ve dağdakileri nasıl hayatlarına kastetmeden indirip siyasi ve sosyal yaşama entegre edebilirizin çaresini arıyor. Televizyonlarda açıkoturumlarda bu konularda konuşulan konuları, sarfedilen sözleri daha 10 yıl önce değil konuşmak evinizde gizlice düşünseydiniz hayatınızı zehir ederlerdi. Bugün bütün ülke ekranlarda tartışıyoruz, bir çözüm arıyoruz. Devletin televizyonu 15 yıl önce Mesut Barzani’nin adını bile anmazdı. Bugün en üst seviyede saygı görüyor. Türkiye, Kuzey Irak’ı artık tehdit görmüyor, yalnız bırakmıyor. Ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi her türlü destek veriliyor.

 

Soruyorum. Bugün dağda olmanın ne gerekçesi var? Bir izahı var mı? BDP’li siyasilerin söyleyemediği neyi söylemek istiyorsunuz da dağdasınız? Efendim, KCK’lılar tutuklandı. Bu insan öldürmenin gerekçesi olabilir mi? Bakın bu ülkede dindarlar da 90 yıldır en ağır işkencelere, aşağılamalara, toplu tutuklamalara, sürgünlere maruz kaldılar. Başörtümüze izin verilmiyor, partimiz kapatıldı, belediye başkanımız hapse atıldı diye tek bir gün şiddete yeltendiler mi?  Belediye otobüsünü içindeki gariban halkla beraber yakmaya kalktılar mı?

Amerikan zenciler, Kürtlerin gördükleri inkarın yüz katını gördüler. Bizim sadece kültürümüz ve dilimiz inkar edildi. Ama onların fiziki varlıkları ve insan oldukları bile inkar edildi. Beyazlarla aynı lokantaya oturmaları bile yasaktı. Otobüslerde bile en arkada ve ayakta yolculuk edebiliyorlardı. Seçimlerde oy verme hakları yoktu. Şiddete mi başvurdular? Yaşadıkları zulmü, yakıp yıkmanın, dükkan camları kırmanın, belediye otobüslerine molotof kokteyli atmanın meşru gerekçesi olarak gördüler mi? Hayır. İnsanca savundular haklarını ve onurla şerefle, bütün insanlığın hayranlığıyla beraber kazandılar. Çok değil 40 yıl sonra bugün ABD’nin, yani dünyanın en büyük askeri ve politik gücünün başında bir zenci var. Beyazların da desteğiyle.

 

Şimdi değişen ve büyüyen Türkiye’de Kürt sorunu dediğimiz sorun ciddi anlamda çözülme yoluna girmiş durumda. Çözüm ve değişim istiyorsak bu iyi yönde olmalı. 20’nci yüzyıla geri dönmek için olmamalı. Ne var 20’nci yüzyılda? Irkçı sosyalist tek parti rejimlerinin otoriter karanlığı var. İçine girdiğimiz 21’nci yüzyılda ne var? Daha entegre, kaynaşan bölgesel yapılar ve küreselleşen bir dünya var. Meksika’nın bir köyünde başlayan virüs salgını, birkaç gün içinde dünyanın dört bir köşesinde binlerce kişi öldürebiliyor. İnternet var. Çocuklarımız tek dilli değil, çok dilli büyüyor. Yeni çağın anlayışına uygun çözümler düşünmeliyiz. Bölgemizi, 20’nci yüzyıl karanlığında kalmış ırksal milliyetçiliğe teslim etmeyi çözüm sanmak büyük cehalet.

 

Bu sebeple sorun dediğimiz şeyin önemli bir kısmını PKK sorunu oluşturuyor artık. Ne varki PKK’nın tam olarak ne istediğini, sempatizanları da dahil bugün kimse bilmiyor. Görünen tek gerekçesi artık, kendisine bir keyfi iktidar alanı açılmasını isteği. Bırakın bizim gibi AK partililere, diğer Kürt siyasi hareketlerine bile tahammülleri yok. Farklı görüşten olan her Kürt hemen ‘hain’ ilan ediliyor. İmhası gereken düşman olarak görülüyor. Bugün bölgemizde, şehrimizde, demokrasiye, ifade özgürlüğüne, seçme ve seçilme özgürlüğüne tek tehdit devlettir demek ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Devletin bir Kürt sorunu varsa, Kürtlerin de bir PKK sorunu var.

 

Ancak, bütün bu sorunun acil bir hayat memat kısmı var. Gençlerimiz artık ölmesin. Yazıktır günahtır. Hala 1970’li yılların karanlığını yaşadıkları dağdan inip, 21’nci yüzyıla katılsınlar istiyoruz. İnternetle tanışsınlar. Kalaşnikof yerine ellerinde tablet bilgisayarlar olsun. Siyasi mücadele yapsınlar. Bu mümkündür. Daha fazla gencimiz de askerimiz ölmesin. Tek ihtiyacımız olan şey samimiyet.

Ümit ediyoruz, dua ediyoruz bugünlerde gelişen yeni çabalar bu kez başarılı olur. Elbette tartışmalar, sorunlar durmaz ama en azından kanın akması dursun artık. Ve burada tek sorumluluğu olan da hükümet değil, Kürt milliyetçisi siyasi ve aydınlara da ciddi sorumluluk düşüyor. Provokatif açıklama ve girişimlerle süreci baltalayabileceklere meydan verilmemeli. Örgüt içinde de devlet içinde de sorunun çözülmesini istemeyen unsurlar var zira. Bu süreçte barış isteğinde samimi insanlar seslerini yükseltmeli ve meydanı devletteki ve örgütteki aşırılara bırakmamalı diye düşünüyorum.      

 

Uludere olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Uludere’deki suçlular kimler?

 

Uludere olayı, herkes gibi bizi de yaraladı. Birinci yıldönümünde de Uludereli anaları gencecik evlatlarının fotoğraflarıyla görünce gözlerim doldu. Ancak bu manzara ne kadar üzücüyse, oraya toplanan bazı siyasilerin istismarı da aynı oranda mide bulandırıcı. Çünkü, o siyasi ve odakların tamamının ‘insan hayatına değer verdikleri’ için Uludere çıkarması yaptığını söyleyemeyiz. Mesela, bir Başbağlar’ın yıldönümünde, mesela her hangi bir PKK katliamının yıldönümünde göremeyiz onları.

Uludere’de yaşanan trajediyi hükümete karşı ‘taktik’ bir araç olarak görüyor, kullanmak istiyorlar, hepsi bu. En iyi ihtimalle vahim bir hata ya da belki de hükümete yönelik kasıtlı operasyon olan Uludere katliamının sorumluları bir gün mutlaka yargı önüne çıkarılacak. Bundan hiç şüphem yok. Kimse Uludere’deki elim hadiseyi inkar etmiyor. Sayın Başbakanımızın eşi, kızı, bakanlarımız defalarca oraya gittiler. Bu telafisi imkansız acıyı paylaşmaya gayret ettiler. Allah, ne bölgemize ne ülkemize ne de dünyada kimseye böyle acılar yaşatmasın. 

 

Van Büyük Şehir Belediyesi seçimleri için kulislerde sizin de isminiz sık sık geçiyor. Başkanlığa aday olacak mısınız?

 

Samimiyetle söylüyorum düşünmedim bu konuyu. Adaylık konusunda hiçbir planım ve düşüncem yok. Ailem ve dostlarımla bile böyle bir konu konuşmuş değilim. Yalnız gündemimde adaylık olmaması şehrimizle alakadar olmadığım anlamına gelmiyor. Van’ı çok seviyorum. Kaderimiz olan, dünyaya gözümüzü açtığımız, Allah izin verirse, vademiz dolunca da koynunda ebediyete uzanmayı hayal ettiğimiz memleketimizdir Van. Bu sebeple de şehrimizin istikbaliyle, her Vanlı gibi ben de çok ama çok yakından alakadarım. BDP’li de olsa bir kişi şehrimiz için güzel birşey yaptığında, taş taş üstüne koyduğunda seviniyorum, alkışlıyorum. Kendi partimden de olsa biri şehrimize haksızlık yaparsa acı duyarım. Benim için bu kadar özel bir anlamı olan Van’a ve kaderin rotamızı beraber çizdiği hemşehrilerime hizmetten Allah izin verdikçe geri kalmayacağım. Bunun için belediye başkanı olmak gerektiğine de inanmıyorum.      

 

Son olarak Vanlılara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

 

Hepimiz farklı farklı yaratılmışız. Farklı düşüncelerimiz vardır. Farklı siyasi anlayışlarımız vardır. Farklı fikri kaynaklardan beslenmişizdir. Farklı siyasi geçmişlerden geliyoruzdur. Bunca farklılığa rağmen bir açıdan da hepimiz aynıyız. İnsan gibi yaşamak istiyoruz. Evlatlarımızın geleceğimizin akıbetinden endişe etmemek istiyoruz. Atamızdan dedemizden gördüğümüz kültürü, inancı, dili çocuklarımıza ve sonraki nesillere de aktarmak istiyoruz. Huzur dolu bir şehirde hürriyet ve hukukla abad bir hayata sahip olmak istiyoruz. Van, hepimizi taşıyan bir gemidir. BDP’liler boğulsun diye gemide delik açmak olmaz. AK Partiler boğulsun diye gemide delik açılmaz. Azeriler boğulsun diye delik açılmaz. Kürtler boğulsun diye delik açılmaz. Bu en büyük zavallılık ve ahmaklık olur.

Zor zamanlardan geçtik. Birbirimize öfkeliysek bile, kızgın, kırgın ve dargınsak bile konuşmayı, beraber çözüm aramayı başarmalıyız. Düşman değiliz. Tarih şahittir ki, farklı olmanın, farklı düşünmenin düşmanlık ve kavga sebebi olmadığı şehirler büyümüş, halkını da büyütmüştür. Van bizimdir, size yar etmeyiz diyenler en büyük kötülüğü Van’a ve Vanlılara yapar. Van ne bizim ne de sizindir. Van hepimizindir. Aynı geminin yolcularıyız. Bu dalgalı denizde rotamız selamet sahili olsun inşallah.

 

Teşekkür ederiz

 

Ben teşekkür ederim. Bütün hemşehrilerimin yeni yılını, yeni ve hayırlı başlangıçlara vesile olması dileğiyle kutlarım.  

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Wan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0850 302 65 34 | Faks : 0850 302 65 34 |