1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Demirtaş’tan TBMM’de 3 maddeli olağanüstü oturum çağrısı

Demirtaş’tan TBMM’de 3 maddeli olağanüstü oturum çağrısı

Demirtaş’tan TBMM’de 3 maddeli olağanüstü oturum çağrısı
A+ A-

HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, dün gerçekleşen ve saldırgan dahil 32 kişinin öldüğü Suruç saldırısıyla ilgili partisinin MYK toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.



HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ MYK toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi. Demirtaş konuşmasında şunları söyledi:

“İnsanlık dışı Suruç katliamını bir kez daha lanetlediğimizi böylesine vahşileşmiş bir terör anlayışının neler yapabileceğini bir kez daha acı örneğiyle bize hatırlatan bu terör eylemini kınadığımızı, orada 32 arkadaşımızı, genç yoldaşımızı yitirdik. Her birine Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu arkadaşlarımız Türkiye’nin değişik illerinden Kobani’deki insanlarla, çocuklarla dayanışma göstermek için yola çıkmışlardı. Yanlarında oyuncaklar, günlük insani ihtiyaçlar, karınca kararında yürüttükleri yardım kampanyasıyla bohçalarıyla yola çıkmış, Kobani’ye geçmelerine izin verilmemişti, ama onlar son bir kez mesajlarını vermek için kültür merkezinin bahçesinde basın toplantısı düzenleme kararı almışlardı” dedi.

“IŞİD’lileri geçirdiler, bu öğrencileri sınırdan geçirmediler”
İnsanlığını yitirmiş, tecavüz ordusu rahatlıkla gidip geldiler, sınırı neredeyse kendi istekleri doğrultusunda rahatlıkla kullanabiliyorlar. Ama bu devrimci gençlerin götürdüğü oyuncaklar sınırdan geçemedi. Bu üniversite öğrencileri sınırdan geçemediler. Fakat onların taşıdığı mesaj yerine oluştu. Kimi Trabzonlu, Samsunlu, Dersimli, İstanbullu. Kimi tıp hukuk öğrencisi, ama her biri bu ülkenin ezilenleri için mücadele geleneğinden direniş geleneğinden gelen birer yiğit devrimci. Dün ülkemiz işte böylesine 32 önemli evladını, devrimcisini kaybetmiş oldu. Bir kez daha yüreği yananların, bu ölümden acı duyanların başı sağ olsun diyorum.

Anladık ki evet, çoğunluk olarak bir aradayız. Anladık ki bu acıyı yürekten paylaşanların sayısı Türkiye’nin dört bir yanında savaş isteyenlerden daha çok. Sayımız daha fazla. Bu bizi mutlu etti. Türkiye’nin her yerinden kardeşlik mesajları almak, bu vahşeti kınayan mesajlar almak, dayanışma ruhu bizi mutlu etti. Ama aynen IŞİD gibi düşünen, barbarca katliama inanan kişilerin olduğunu da gördük, siyasi anlayışların olduğunu da gördük. IŞİD PYD’den daha iyidir diyenler, HDP’den daha iyidir diyenler, oradaki katliamlar için elinize sağlık mesajı yayınlayanlar da oldu. Onlar insanlık onurundan nasibini almamış olanlardır. Biz bunları ilk kez görmedik ama Türkiye bunlarla bir kez daha yüzleşmiş oldu. Biz yüzümüzü Türkiye’nin aydınlık insanlarına, barıştan yana dönük olarak insanlarına döneceğiz.

Elbette bu saldırı partimizin halkımızın karşı karşıya kaldığı ilk saldırı değil, son da olmayacak. Yakalanır mı arkasındakiler, bilemiyoruz. Yakın tarihimiz, bize gösterdi ki, içinde devlet parmağı olan devletin içinden güç alarak destek alarak gerçekleştirilen hiçbir katliam ortaya çıkarılamadı.

Diyarbakır mitingi katliamcısı, tek başına yapmış gibi içeride tutuldu sadece. Hangi devlet elemanından destek aldı, kim yakaladı serbest bıraktı, tüm bunları ortaya çıkarmak yarım günlük iştir.

Biz iktidarda olsaydık yarım gün içerisinde bu bağlantıları ortaya çıkarıp savcılığa teslim ederdik, ancak 5 Haziran’dan bu yana bir ilerleme yok. Mersin saldırganının kim olduğu belli, arkasında kimler var ortaya çıkarmak yarım günlük iş ama ortada yok.

Roboski’de 34 kişiyi öldürenler yarım günlük soruşturmayla ortaya çıkarılabilirdi, halen yok.

Gezi direnişinde Berkin Elvan dahil katledilen 9 gencin nasıl katledildiğini ortaya çıkarmak yarım gününüzü almazdı, ama yok.

Ceylan Önkol karakoldan atılan roketle paramparça edildiğinde, emri veren bulunabilirdi, ama yok.

Uğur Kaymaz, yok.

Tek bir suçlu yok ortada. İşin içine devlet bulaşmışsa failler bulunamıyor. ‘Şimdi biz bir arada olalım, beraber olalım teröre şiddete birlikte karşı çıkalım’ diyenler, tamam bir arada olalım da devleti siz yönetiyorsunuz. Mağdur olan hep halk, hep biz. Önce failleri ortaya çıkarın, işlediğiniz suçların hesabını bir verin. Katliamların hesabını verin. Beraber oluruz, beraber olmakta bir sakınca yok.

Ama kusura bakmayın, bütün suçlarınıza bizi ortak edecek çağrılarınızı anlamlı bulmuyoruz.

Partimiz MYK’da tüm bunları değerlendirmiştir. Öncelikle 28 arkadaşımızın cenazesini memleketlerine gönderildiğini biliyoruz. 4 arkadaşımızın kimlikleri henüz belirlenemedi. Cenaze törenleri düzenlenecek.

Ben bu ülkede barış içerisinde kardeşçe yaşamak istiyorum diyen vicdanı olan herkesi bu cenazelere sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Partimiz ve dostlarımız en güçlü şekilde bu pırıl pırıl evlatlarını onlara layık bir şekilde uğurlayacaktır.

TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırıyoruz
TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. Meclis Başkanı derhal olağanüstü toplantıya davet etmelidir. Bizler de 80 milletvekili imzamızla hazırız.

Parlamentoyu 3 temel gündemle olağanüstü toplanmaya çağırıyoruz. TBMM olup bitenlere sessiz kalamaz. 80 milletvekilimize ek olarak 30 milletvekili imza verirse olağanüstü toplantıya çağırabiliriz. Diğer partileri imza vermeye çağırıyoruz.

1.’si çözüm süreci: Çözüm süreci parlamentonun dahliyle bir selamete kavuşursa içeride ve dışarıda barışı sağlamamız çok daha kolay olacaktır.

2.’si Türkiye’nin Rojava bölgesiyle ilişkisi, ne olacak.

3. gündem IŞİD ile mücadele olmalı. Parlamento yol göstermeli. Oluşacak komisyonlar parlamentonun gösterdiği yolda çalışmalar yaparsa barışa daha hızlı, güçlü bir şekilde ulaşılacaktır.

Bu nedenle, MYK’da güvenlik konuları da konuşulmuştur.

“Güvenlik önlemleri artırılmalı”
İki gündür havuz medyasının yalanlarıyla baş başayız. Genel Merkezimiz kurşunlandı, iki parti merkezimiz havaya uçuruldu. Diyarbakır mitingimiz bombalandı. Partimizin il teşkilatlarına güvenlik önlemlerini artırın diye çağrı yapıyoruz.

Parti binalarına girişler kesinlikle tedbirli olmalıdır. Bilinmeyen yerlerden gelen çiçekler, paketler alınmamalı. Binalara giren kişilerin üstü aranmalı.

Camiler, ortak alanlar güvenlik önlemleri artırılmalı. İbadethaneler kendi tedbirlerini almalı. AVM’ler, toplu alanlarda toplum dikkatli olmalı. Bir korku havası için değil, ama bu tecavüz ordusunun Türkiye’nin her yerinde vahşet saçmasına izin veremeyiz.

‘HDP tehlikeli çağrı yaptı’ diye yaymaya niyetlenenlere sesleniyoruz. Herhalde IŞİD’e karşı tedbir almamıza rahatsız oluyorsunuz, halkı tedbirli olmaya çağırmamızdan rahatsız oluyorsunuz. Güvenlik zaafiyeti oluştuğu ortada. IŞİ’in elini kolunu sallayarak eylem yapması kabul edilemez. Herkes ofisinde güvenlik tedbirlerini artırmalıdır. MYK kapsamlı bir genelge yazacak.

Ortak deklarasyon konusu
Ortak deklarasyon konusunda şunu söylemeliyim. şiddetin sona ermesi için çözüm süreci yürütülüyordu. Dolmabahçe metni oluşturulmuştu. Ortada mı bıraktınız, ne diyorsunuz? Mutabakat şiddetin nasıl biteceğini anlatıyor. Siz mutabakata bu kadar değersiz bir belge muamelesi yapmaya devam mı edeceksiniz?

Mutabakattan hepinizin bilgisi vardır. Cumhurbaşkanı düşüncelerini açıkladı, her şeyi yok sayıyor, peki siz ne diyorsunuz hükümet olarak? Biz arkasındayız, sahipleniyoruz. Uygulanmalı. Siz daha o deklarasyona sahip çıkamazken yeni deklerasyon çağrısı yapmanız hiçbir anlamı olmuyor.

Ne kadar iradeniz var, ne kadar partinize hakimsiniz, bunu görmek istiyoruz. Sayın Davutoğlu, tek bir kelime edebilmiş değilsiniz.

İstanbul’da uluslararası yürüyüş
Haftasonunda İstanbul’da IŞİD barbarlığına karşı, uluslararası, büyük bir yürüyüş planlanacak. HDP olarak destek vereceğiz. Yeri ve saati belirlenecek. Bu yürüyüşe de IŞİD barbarlığına karşı uluslararası yürüyüşe vicdanı olan herkesi davet ediyoruz. Parti bayrağı olmadan. Bir tek, barış sloganıyla, barış bayraklarıyla görkemli bir yürüyüşe davet ediyoruz. ‘Ben IŞİD’e karşıyım, barbarlığa karşıyım, Türkiye’yi bunlara teslim etmeyeceğiz’ diyenleri davet ediyoruz.

Milliyetçilere ağır eleştiriler
Son olarak, partimize dönük dünden bu yana vahşi saldırıdan sonra kullanılan hakaret tehdit dilini aynen iade ediyoruz. Kendine milliyetçiyim deyip amasız kınadıktan sonra 3 sayfa “ama ancak” yazanlar IŞİD zihniyetindedirler, onların seviyesini düşecek halimiz yok.

Çözüm önermeyen, tamamen hakaret içeren metne de siyasi metin demiyoruz. Küfürsüz ve hakaretsiz tek bir açıklamaları yok. Hiçbir açıklamaları siyasi değildir, sokak ağzıyla, ucuz bir dille yazılmış açıklamalara cevap verecek halimiz yok.

İnşallah tabanları da, oy verenleri de bunların yürüttüğü işi görür.

Adıyaman’da ölen başçavuş
Adıyaman’da bir operasyonda bir başçavuş yaşamını yitirdi. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek sözlerimi sonlandırıyorum.”

Yüksekdağ: Soylu değerli bir eylemin kolu olarak yola çıktılar

Figen Yüksekdağ ise şunları şöyledi:

“Bir çok duygu bu anda birleşmiş durumda. Dayanışma, mücadele, acı, öfke bir çok insani duygu bu kritik dönemde yükselmiş durumda. Dün vahşice alçakça katliam gerçekleştirildi. 32 genç kardeşimiz katledildi. O 32 can ve yaralı olan 150 kardeşimiz Suruç’a dün Kobani’ye barış götürmek, çocuklara oyuncak götürmek, parklara ağaç götürmek için yola çıkmışlardı. Bu kadar insani, soylu değerli bir eylemin kolu olarak yola çıktılar. Ama bu kadar soylu bir hareketin önü Suruç’ta, bu soylu değerlerden nasibini almamış zihniyet tarafından kesildi. Siyasette soysuzlaşma, yaşanabilecek olumsuzlukların en kötüsüdür. Türkiye’de artık bu eşiğe doğru götürülüyor. Siyaset değerlerden koparılıyor. İnsani erdemden koparılıyor.

“32 genç siyasi iktidarın yapmadığı bir görevi yapmak için yola çıktı”
IŞİD adı verilen çetenin yaptığı saldırı işte böyle bir zihniyetin ürünüydü. Daha bir yıl öncesine kadar ona terör örgütü demeyenlerin zihniyeti işte böyle bir zihniyetti. Bir taraftan acımızı tutarken yasımızı tutarken, bir taraftan o gençlerin ne için yola çıktıklarını daha fazla hatırlamamız gerekiyor. O 32 genç Türkiye’deki sorumsuz aymaz siyasi iktidarın yapmadığı bir görevi yapmak için yola çıktı. Karşısına çıkarılan IŞİD’e rağmen, demokratik bir Suriye, barışçıl bir Ortadoğu için direniyor. Ama Türkiye’deki siyasi iktidar, bugüne kadar bu meşru insanlık güçlerinin direnişini terörle aynı kefeye koydu ve oradaki insanlık iradesine kardeşlik elini dostluk elini uzatmadı. Ve oluşan bu iklim, savaştan gerilimden katliamdan beslenen bu iklim bugün Suruç sınırında Suruç’ta böyle bir katliamın gerçekleşmesinin de önünü açtı. Böyle olmak zorunda değildi. Eğer siyasi iktidar, Kobani’ye Rojova’ya Suriye halklarına, askeri yığınakla değil de dostluk kardeşlik yaklaşımıyla gitseydi bugün ne bölgenin başına bela olan IŞİD diye bir çeteyle uğraşıyor olacaktık, belki de bugün 32 kardeşimizi yitirmemiş olacaktık.

“Siyasi iktidar 13 yıl boyunca, topluma karşı siyasi görevlerini yerine getirmedi”
O 32 genç siyasi iktidarın yapmadığı görevi yerine getirmek için yola çıktı. Kobani halkına Türkiye halkının kardeşlik elini uzatmak, katliamların kuşatmaların yıktığı bir kenti yeniden kurmak için yola çıktı. Türkiye’de egemen siyaset sadece yıkıyor. Gençlerin bu kurucu eylemini de anlamasını düşünemeyiz. Gençler önce siyasi iktidar tarafından Suruç’taki kolluk güçleri tarafından durduruldular, Kobani’ye girişleri engellendi. Bundan kısa bir süre sonra IŞİD saldırısının hedefi haline getirildiler. Artık bizim için her ağaç, kitap, oyuncak, o gençlerin anısını mücadelesini büyütmek için bir semboldür. Artık Türkiye halkı, bir direniş ve barış sembolü olarak sahiplenmelidir. Bugün şunu yeniden ifade ediyoruz. O kitaplar o fidanlar Kobani’ye gidecek. Parklar inşa edilecek, kütüphaneler kurulacak. Kobani IŞİD çetelerinden ilk temizlendiği gün, siyasi iktidarın temsilcileri Cumhurbaşkanı “niye sevinip duruyorsunuz, şehri yerle bir etmiş, çiftetelli oynamanın zamanı mıö diyordu. İşte bu gençler, kobani’nin hiçbir zaman enkaz olarak kalmayacağını ifade etmek için bu yolculuğu başlattılar. Ve bizler gerek siyasi yapılar olarak, demokrasi güçleri olarak, Türkiye halkı olarak artık çok ciddi görev ve sorumlulukla karşı karşıyayız. Bu yolculuğu menziline ulaştırmalıyız. Onların başlattığı işi tamamlamalıyız. Bugüne kadar katliamın ilk gerçekleştiği andan itibaren siyasi iktidarın yaklaşımı ortada. Bizi hedef haline getirmekten başka, hiçbir siyasi sorumluluk tavrı sergilemediler. Bu sorumsuzluğu, siyasi iktidarın derhal değiştirilmesi gerekiyor. Bu zamana kadar sayısız saldırıyla karşı karşıya kalan bizleriz ve Davutoğlu çıkıp bizim aklımızla alay edercesine teröre karşı ortak açıklama yapmaya davet ediyor. Şunun altını net biçimde çizmeliyim. Bölgede ve Türkiye’de mücadele edilmesi gereken bir terör örgütü vardır IŞİD. Bu terör örgütüne karşı en başta mücadele yürütmesi gereken de siyasi iktidardır. Bu siyasi iktidar ne yapmıştır. Elle tutulur, dişe dokunur bir tavrı olmuş mudur? Olmuştu da biz mi görmedik? Siyasi iktidar 13 yıl boyunca, topluma karşı siyasi görevlerini yerine getirmedi. IŞİD’e karşı mücadele görevini yerine getirmedi. Şimdi bunu bir aymazlık örneği göstererek, bizlere ihale etmeye yıkmaya çalışıyor. Bunun açıklanabilir bir tarafı yoktur.

“Valinin derhal görevden alınması gerekir”
Siyasi iktidar bugün, eğer bu krizin aşılması noktasında samimi bir duruşa sahipse, IŞİD karşısında bu vahşet çetesi karşısındaki mücadele programını açıklamalıdır. IŞİD’in Türkiye topraklarında üstlenme konuşlanma, Suriye’de çeşitli bölgelerde saldırı hareketleri geliştirme süreci boyunca bütün mercileri ortaya çıkarmalıdır. Bu saldırıların hiçbirisi, Suruç katliamı da dahil olmak üzere istihbaratı olmadan organize bir yapı olmadan yaşama geçirilemez. Türkiye’de siyasi iktidar, bu katliamcı çetelerin hangi merkezlerden beslendiğini açıklamak zorundadır. Bir yılı aşkın süredir, Urfa ve Suruç hattı karanlık bir alan dönüştürülmüştür. Özel olarak Suruç’ta kolluk güçleri ve devlet yapılanmaları mekanizmaları, bunların nasıl çalıştığı, nasıl bir yönetim faaliyeti sergilediği, bunların her birinin araştırılması gerekir. Biz çok ciddi iddialarla, kanıtlar ve suç duyurularıyla bu siyasi iktidara gittik. Hala Urfa valisi görevinin başında, katliamdan bir gün sonra sokağa çıkma yasağı ilan edebiliyor, basın açıklaması yapma yasağı koyabiliyor. Bir vali böyle bir karar almaya, mağdur olanları hedef haline getirme kararı alanlara nasıl cesaret edebiliyor. Bu valinin derhal görevden alınması gerekir. Bunun için Meclis’in devreye girmesi gerekir. Bu sadece AKP’nin vicdanına bırakacak bir sorun değildir. Biz AKP vicdanına bıraktığımızda, karşımıza katliam çıkıyor. Türkiye’de üç ay içerisinde 38 kişi katledildi ve 600’den fazla yaralı. AKP hükümeti suçluları açığa çıkarmadı, aksine bizleri hedef haline getirerek, terör saldırılarının hedefi haline getirerek, suçunu daha da büyüttü.” (ZETE, DHA)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT