1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. DASİDER'DEN İFTAR YEMEĞİ

DASİDER'DEN İFTAR YEMEĞİ

DASİDERDEN İFTAR YEMEĞİ
A+ A-

Van’da faaliyet gösteren Doğu Anadolu Sivil Toplum Derneği’nin (DASİDER) \'Birlikte yaşama ve hoşgörü\' sloganıyla geleneksel hale getirdiği iftar yemeğinde, birlik ve beraberlik mesajları verildi.


DASİDER’in ‘Birlikte yaşama ve hoşgörü’ adı altında kentin ilk beş yıldızlı oteli olan Rescate Otel’de verdiği iftar yemeğine Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, Gazeteci-Yazar Mehmet Altan, Araştırmacı-Yazar Ümit Fırat, Araştırmacı-Yazar Cemal Uşşak, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medya Diyalog Sorumlusu Tercan Ali Baştürk, Today's Zaman Gazetesi Yayın Editörü Celil Sağır, AK Parti Van milletvekilleri Mustafa Bilici ve Burhan Kayatürk, ilçe kaymakamları, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, kanaat önderleri, kurum müdürleri ve çok sayıda işadamı katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetinin okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını DASİDER Başkanı Ahmet Öner yaptı. Öner, Türkçe-Kürtçe yaptığı konuşmasında, insanların farklılıklar içerisinde olmasının insan hayatının bir realitesi ve meşiet-i ilahinin kainat üzerindeki hayırlı ve bereketli tecellisi olduğunu söyledi. Öner, "Bir yandan birbirimize yaklaşırken, diğer taraftan zorlukların siyasi, tarihi ve kültürel sınırları aşıp arttığına şahit olmaktayız. Şiddet, savaşlar, önyargılar, ahlaki yozlaşma, yanlış eğitim ve bozulan komşuluk ruhu gibi salgın halindeki problemlerle yüzleştiğimiz bu dönemde, işte tam bu noktada iftar programında ele aldığımız ortak paydaları bulma teması kaçınılmaz bir çözüm olarak karşımızdadır. ‘Allah'a giden yollar mahlukatın solukları sayısıncadır' fehvasınca global seviyede bir şuurun geliştirilmesi adına önemli bir katkı sağlayacağını umudunu taşıyorum” dedi.
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil ise, bu bölgede eğer kısa zamanda bahar yaşanacaksa, bunun ancak bu topraklarda yaşayanların elleriyle gerçekleşebileceğini söyledi. Farklılıkların elbette olacağını belirten Yeşil, "İnanıyoruz ki bu toprakların Alevi’si de bizimdir, bu toprakların Kürdü de Çerkez’i de Laz’ı da bizimdir. Biz kavramı hepimizi ifade etmeye yetecektir. Bu topraklarda adaleti, özgürlükleri temel alarak, insan olma temel hak ve özgürlüklerini esas alarak, birlikte büyümenin yolları ve beraberce her türlü imkan ve fırsatı birlikte paylaşmanın yolları her zaman mümkündür. Eğer bunu beceremezsek unutmayın ki zaaflarınız varsa başkalarının bu zaafları kullanması kadar tabi bir şey yoktur. Onun için ayağa kalkıp da dışarıdakilerin komploculuklarına kulak vermenin, onların sizin içinizde neler çevirdiklerinin hikayelerini anlatmanın bir manası yoktur. Zayıfsanız, boşluğunuz varsa, güçsüzseniz ve ayakta duramayacak kadar birbirinizle didişerek enerjinizi kaybetmişseniz, başkaları gelecek ve sizin o acziyetinizden elbette istifade edeceklerdir. Bugün sizin emekleriniz 140 ülkede eğitim kurumları olarak taşınmışken, 140 ülkede sizin adınıza bir ülke büyürken, kendi içimizde biz bu ülkeyi küçülme gibi zaafların içine düşmeyelim. Uzun zaman değil, çok fazla zaman değil, gönderdiğiniz yavrularınızın tesis ettiği barış köprüleri hem size büyük imkan köprüleri olarak geri dönecek hem size büyük sevgi köprüleri olarak geri dönecek. Global dünyanın en etkin aktörleri haline sizi getirecek. Ama el verir ki bu şuur ve idrakle dişimizi sıkarak, ufak tefek sıkıntılarımızı telafi etme gayretinde olalım" diye konuştu.

Gazeteci-Yazar Prof. Dr. Mehmet Altan da, Türkiye’deki en temel meselenin insanın odakta olmasının zorlaştığı bir sürecin yaşandığını söyledi. Altan, “Temelde öyle bir noktaya getirdiler ki Türkiye’yi, insan olmayı unutup insanın alt özelliklerini öne çıkararak birbirimizle kavga etmeye başladık. Onun için insan olarak hayata baktığınız vakit zaten benzeşmemeyi, garipsememeyi, yadırgamamayı da hayatın bir doğal duruşu olarak kabul ettiğimizde, Türkiye’nin sorunları aşılır. Yeter ki bizim insan olduğumuzu bize unutturarak, insan olmanın alt özellikleri üstünden siyaset, birbirimizi kırdırmasın ve yönetmeyi öne koymasın. Bu çağın, en önemli özelliklerinden biri bizi kimin yönettiği değil, Türkiye yönetme kavgası yapıyor. Bütün kırmalar dökmelerin sebebi birileri buraları yönetmek istiyor. Ve kim yönetecek kavgasına giriyorlar. İnsanları da piyon olarak kullanıyorlar. Halbuki bu çağın en temel kavramı bizi kimin yöneteceği değil nasıl yöneteceği. Onun için yönetmenin değil yönetilecek olan insanların kutsallığı üstünden oluşacak yeni bir anlayış bütün bu sıkıntıları bu coğrafyanın eski kültüründen ve tarihindeki farklılıklarında da aldığı güçle çok daha hızlı aşmasına neden olacaktır" şeklinde konuştu.

 

Araştırmacı-Yazar Cemal Uşşak da, son 30 yıldır bu ülkenin dağlarında, ovalarında kan ve gözyaşı olduğunu hatırlattı. Son birkaç aydır kan ve gözyaşının azaldığını ifade eden Uşşak, "Bir süreç içerisine girildi. Hiç şüphesiz bu sürecin bizim ötemizde tarafları var. Bu süreci selametle sonuca götürmek için yurdum insanının fertlerinden çok onlara önemli görevler düşüyor. Bizler en azından bu mübarek günlerde dualarımızı ve dileklerimizi bu sürecin başlaması istikametinde artırmamız icap ediyor. Kolay değil 30 yıldır denenmemiş bir metot deneniyor. Kolay değil inşallah sonuca gider" dedi.


Araştırmacı-Yazar Ümit Fırat ise, Türkiye’nin 85 yıldır yaşamadığı bir süreci yaşadığını söyledi. Fırat, süreçte bazı hayal kırıklıların olmasına rağmen iyiye doğru bir gidişin olduğunu ifade etti.


Konuşmaların ardından programa dışarıdan katılanlara birer plaket takdim edildi.

\"\"

\"\"

\"\"

\"\"

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT