1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Cüneyt Caniş neden savunma yapmadı?

Cüneyt Caniş neden savunma yapmadı?

Cüneyt Caniş neden savunma yapmadı?
A+ A-

7 Haziran’da KCK adı altında gözaltına alınan ardından tutuklanan, aralarında Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu, BDP’nin Van seçilmişleri, Emniyet, savcılık ve mahkemede savunma yapmamışlardı.

BDP’nin hukukçu İl Başkanlarından Cüneyt Caniş’in neden savunma vermediği ortaya çıktı.


Neden savunma vermediklerine ilişkin Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına verdiği yazı ilk kez yayınlanıyor.


7 Haziran’da KCK adı altında gözaltına alınan ardından tutuklanan, aralarında Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu,  BDP’nin Van seçilmişleri, Emniyet, savcılık ve mahkemede savunma yapmamışlardı.


BDP Van Eski İl Başkanı ve Asrın Hukuk Bürosu Avukatları’ndan Cüneyt Caniş’in Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına neden savunma yapmayacaklarına ilişkin verdiği yazısı…


İŞTE CÜNEYT CANİŞ’İN VAN 5. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE VERDİĞİ O YAZI


Sayın Mahkeme Heyeti,

Bugün burada dile getireceğim hususların kişisel olarak bir husumet ya da bir sorun olarak ele alınmaması gerektiğini belirtmek isterim.

Burada sanık olarak yargılanıyor olmam hukuki bir sürecin veya yasal bir uygulamanın sonucu değildir. Sanık sıfatımın varoluşu tamamen siyasal bir operasyonun sonucudur, benim açımdan hukuken başka bir izahı yoktur.     

Şahsıma yöneltilen söylemlere karşı  savunma yapmayacağımı belirtirken, söyleyeceklerimin savunma mahiyetinde ele alınması gerektiğini belirtirim.Ancak niçin savunmaya yapmayacağıma ilişkin bazı hususlar izah etmek insani sorumluluğumun gereğidir.

Sayın Mahkeme Heyeti;

Suç; sadece yasaya karşı bir eylem değil,içinde birçok dinamiği barındıran bir toplumsal ilişkidir.Bu toplumsal ilişkinin dinamiği ancak  suç olduğu düşünülen vakanın;tarihsel,politik,ekonomik ve kültürel süreçleri içerisinde anlaşılabilir.Bu süreçlerden yalıtılmış bir suç kavramı yasalarda karşılık bulsa dahi toplum nezdinde karşılık bulamayacaktır.

Özelikle 90lı yılların sonundan itibaren belirginleşmeye başlayan Kürt sorunu ile birlikte suçlulaştırma süreçleri Kürtlerin şehirleri güvensizleştirdiği, suçlu bir kültüre sahip olduğu, şiddet eğilimli oldukları iddiasından beslendi. Aynı zamanda devlet pratikleri üzerinden ortaya konuldu ve ne yazık ki yargılama süreçlerine de sirayet etti.

Unutulmaması gerekir ki, hangi eylemlerin suç kabul edildiği hem toplumdan hem de tarihsel olarak değişime tabidir. Tanımlardaki bu değişim o toplumun politik, ekonomik ve kültürel süreçlerine bağlıdır. Türkiye gibi ülkelerde belirleme özellikle suça dair ise çok daha dikkatli yapılmalıdır.

İkinci olarak suçlanan kim olduğu tasavvuru, toplumun hangi kesimlerinin bir anormallik ve tehlike teşkil ettiği bu süreçlerden bağımsız değildir.

Yine unutulmamalı ki suçlulaştırma devletin suç politikaları ve pratikleri ile de üretilir. Yasa, hapishane, polis gibi aygıtlar ve bunların suçla mücadele biçimleri, uyguladıkları güvenlik stratejileri suç konusunu dolaysız belirler.

Devlet aklı yâda iktidar kaynaklı kimi yaklaşımlarda toplum içinde ‘’makul vatandaş’’benzeri bir ayrımcı rol ortaya çıkar. Hele ki söz konusu Kürt siyasetçiler olunca tutum daha çok ‘’makul olmayan vatandaş’’ile özdeş hale getirilir.

Sayın Mahkeme Heyeti;       

Ortada bir suç var  ise bu suçu sadece bireylerin toplumdan sapması, kötü seçimler yapması, şiddete eğilim göstermesinin bir sonucu olarak tarif etmek yada bir kültürün,bir siyasal hareketin yada BDP’nin olmazsa olmazı olarak tarif etmek sorunun temelindeki dinamikleri görmemizi engellerken, sorunun  etrafında dönüp durmamıza sebep olacaktır.Suç =BDP=şiddet sarmalından kurtulmanın yolu sorunun  ana eksenine odaklanmaktan geçer.

Aslında Türkiye’nin politik bir mücadelesini bir suç meselesine çevirmek, iktidarın soruna politika ile değil yasa ve zor yoluyla cevap vermesini kolaylaştırır. Bugün yargılanmama neden olan iddianame tam da bu noktadan ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Politik bir meseleyi suç meselesine dönüştürme ve kriminalize etme gayreti ile oluşturulmuş iddianame ile karşı karşıyayım.  

Sayın Mahkeme Heyeti,                     

‘’Terörle mücadele’’ekseninde tüm koşulları belirlenmiş olan Kürtlerin, muhaliflerin BDP’li siyasetçilerin faaliyetlerinin suçlulaştırılması cezai devletin Türkiye’deki yansımasıdır diye düşünmekteyim.

          

Şayet bir Kürt olarak, BDP’Lİ olarak ben ben suç arasında şiddet arasında bir bağ olduğunun aksi kanaatindeyim. O zaman deneyimlerimiz ve bizleri kriminalize eden devlet uygulamalarına bakılması gerektiğini düşünmekteyim.


Sayın Mahkeme Heyeti      

Belitmiş olduğum hususların ışığında bakıldığında; hazırlanan iddianamenin şekli anlamında bir iddianame olarak ele almaktan öte bir değerlendirme yapmam söz konusu olmaz. Yargılama yapacak olan mahkeme heyetinin iyi niyetlerini ve başka bir hususu tartışmaya dahi açmadan, şekli iddianamenin yargılanmasının çok sonuç doğuracağını düşünmüyorum.      

İddianame gerek içinde barındırdığı yorum gerekse niyet okumaları ile bana göre tamamen politik bir alt mantıkla doldurulmuş ve hazırlanmıştır. Söz konusu BDP ve çalışanları olunca aslında önyargılarda kendini ortaya koymaktadır. Bunun en bariz örneği daha BDP il eşbaşkanlığına başlar başlamaz hakkımda soruşturmaya başlanmıştır. Aslında çok fazla söz sarf etmeye dahi gerek olmadan her şeyin aşikar olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.     

İddianamedeki politik alt mantıkin özeti şudur;

‘’Bir BDP’li siyasetçiden nasıl ‘’terörist’’yaratırım’’

Yada  ‘’BDP’den nasıl ‘’terörist kurum’’yaratırım’’ olarak görülmelidir.       

Ben şayet bu gün burada yargılanıyorsam, görevimden ayrılmış’da olsam BDP’li kimliğim olduğu için yargılanıyorum.       

Siyasal yaşamın olmazsa olmazı olan çoğulculuğun rengi sayılan siyasi partilerden birine yönelik bu yaklaşım açıkçası demokrasiyi tartışacak noktaya götürmektir. BDP’ye ve çalışanlarına yönelik suçlulaştırma bir tek ben söylemiyorum zaten iddia makamı iddianamesinin satır aralarında bunu kabul görüyor. Bu kadar yoğun gözaltı, tutuklama ve cezalandırma olduğu yerde aksini iddia etmek içinde bulunduğumuz gerçekliğe aykırılık teşkil edecektir.

Sayın Mahkeme Heyeti;   

Önünüzde bulunan iddianameye bakarak, benim yaptığım fiillerin bir sonucudur ve doğrudur diyebilirsiniz. Ancak şunun çok iyi anlaşılması gerekir ki bu iddianame benim yaptıklarımın sonucu değil,ben bu ve yıllardır hazırlanan aynı içerikli iddianamelerin sonucuyum. Çok uzak bir tarihe gitmek ve bakmak gerekmiyor.2009 yılı yerel seçimlerden sonra KCK adı altında siyasal operasyonlar başladı. Önce DTP’ye yönelik sonra BDP’ ye yönelik yapılan bu operasyonların nasıl merkezi olarak planlandığı ve hukuki görüntü verildiği artık herkesin malumudur. Artık saklanacak ve gizlenecek hiçbir yanı kalmamıştır.

KCK adı altında yürütülen siyasal operasyonlar uğramadığı ve es geçtiği hiçbir il,ilçe ve belde kalmamıştır.Aslında şöyle bir soru sormak gerekiyor iddianame hazırlayanlara; 2009’da önce bu kadar çok il ve ilçede belediyeyi AKP’nin elinden alınca mı KCK’ li sayısı devlete göre arttı?Aslında merkezi iktidarın kayıpları olunca bu kez Kürtlerin çok doğal ve meşru kazanımlarına hukuk yönelmeye başladı.Anlaşılan o ki’’sandıkta yarışmak en iyisi’’söylemi tutmadı,sonucunda binlerce tutuklu ve halen devam eden operasyonlar.         

Bu yoğunlukta devam eden operasyonların BDP Van il örgütü, belediyeleri boşlaması düşünülemezdi, nihayetinde bir operasyonda Van’a yapıldı.      

Aslında ardı ardına AKP kurmaylarının yapmış oldukları; ‘’Van’ı nasıl kaybederiz’’,’’Van Belediyesi örgüte para aktarıyor’’,’Van’ı istiyorum’’,’’Biz yargıya söyledik, talimat verdik, gereği yapılacak’’ bu benzeri beyanlar artınca işte sanık sıfatı devletçe baş edilmiş olarak karşınızdayım.                                                        

Sayın Mahkeme Heyetinin, anlayacağı üzere bizim açımızdan değişen bir şey yok. F tipinde ‘’zorunlu ikamete’’tabi tutuluyoruz, toplumsal huzur ve barışı bozarız diye.Yoksa biz dışarıda olsak nasıl olurdu huzur ortamı! Maşallah

         
Son olarak belirtmek isterim ki, iddianamede yapılan bazı değerlendirme ve yorumlar kişilik haklarıma saldırı niteliğindedir. Ancak bunlara ve diğer iddialara karşı savunma yapmayı kendimle ahlaken çelişmek olarak görüyorum. Galiba ben ve beni ‘’terörist’’olarak görenler arasında asıl farkın vicdan olduğu düşünüyor ve savunma yapmayı reddediyorum.

‘’Şayet hiçbir düşmanın olmamışsa ya gerçeği dile getirmemişsindir, yada adalet kaygın olmamıştır’’diyor yazar. Çok fazla düşmanımda olsa her zaman gerçeği dile getireceğim ve adalet kaygım hep olacaktır…

Cüneyt Caniş

Van F Tipi Cezaevi

vanbulten.com

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT