• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Van : -9 °C

Başkent'te "valiler Buluşması"

Başkentte valiler Buluşması
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, demokratikleşme çabalarında valilerin ne kadar büyük bir önem taşıdığını, onların vatandaşlarla kurduğu iletişimin ne kadar hayati bir konuma sahip olduğunu gittiği h
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, demokratikleşme çabalarında valilerin ne kadar büyük bir önem taşıdığını, onların vatandaşlarla kurduğu iletişimin ne kadar hayati bir konuma sahip olduğunu gittiği her yerde gördüğünü belirterek, "Devletin içerde vatandaşa yansıyan yüzü valilerdir, dışarıda vatandaşa ve dış dünyaya yansıyan yüzü ise büyükelçilerdir. Onun için valilerimizle büyükelçilerimizin, devlet temsili ve büyük restorasyon içinde üstlendikleri roller birbirine hem benzer hem tamamlayıcıdır" dedi.
İçişleri Bakanlığı tarafından geleneksel olarak düzenlenen Ankara JW Marriott Oteli'ndeki "Valiler Buluşması"na 81 ilin valileri katıldı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, programda yaptığı konuşmada, valilerle bir arada bulunmaktan gurur duyduğunu ifade etti. Dünyanın, tarihin çok hızlı aktığı bir dönemden geçtiğini kaydeden Davutoğlu, Francis Fukuyama'nın, "Tarihin Sonu" tezinde, tarihin uluslararası düzen anlamında daha yavaş hareket edeceğini, hatta belli bir statüko içinde akacağını savunduğunu hatırlattı. Davutoğlu, "O zaman doktora tezimi tamamlamak üzereydim, bir makalemde tarihin bundan sonra çok daha hızlı akacağını, büyük ivmeyle hareket edeceğini, çünkü var olan Soğuk Savaş düzeni yapıların sarsıldığını yazmıştım. 20 yıl geçtikten sonra, tarihin düşünüldüğünden çok daha büyük bir hızla aktığını görüyoruz" dedi. Tarihin her toplum için aynı hızla akmayacağını, bazı toplumlar ve bazı ülkeler için o akışın debisinin her an hissedilir olduğunu kaydeden Davutoğlu, böyle toplumlar için üç yol olduğunu belirtti.
Davutoğlu, söz konusu üç yolu değerlendirirken, "Ya bu akışın öznesi olacaksınız, akışla ilgili bir kanaatiniz olacak. 'Bu tarihi akış şuradan şuraya doğru seyrediyor, ben de bir özne olarak, bu tarihi akışa yön verecek bir siyaset, ekonomi, dış politikaya aktif olarak katılacağım' diyeceksiniz. Ya bu akış sizi korkutacak, belirsizlikler içine girdiğinizi düşünecek, 'Bu akış bana bulaşmasın, beni etkilemesin' diye içinize kapanacaksınız. Ya da bu akışı gözleyip, 'Zaman içinde bu akışın aktörlerinin durumuna göre, ben de bir konum belirlemeye çalışayım' diyeceksiniz. Son iki alternatif söz konusu olamaz. Türkiye, milletiyle birlikte sahip bulunduğu köklü tarihi geçmişi ve tecrübesiyle, tarihin akışı karşısında nötr kalacak bir ülke değil. Bizim coğrafyamız içe kapanmayı kabul etmez. Aksine, tarihi akış içinde bir özne olma iradesinin sergilenebilmesi durumunda, gelecek nesillere tarihin akışını, yönünü belirleyecek bir ülkenin bırakılabilinir."
Davutoğlu, bütün bakanlıkların, aydınların, sivil toplum kuruluşlarının geleceğe yönelik perspektiflerinin bu esas üzerine oluşturulması gerektiğini dile getirdi.
"HER ULUSLARARASI EKONOMİK PLATFORMDA TÜRKİYE ÖNDE YER ALIYOR"
Davutoğlu, Türkiye'nin son 10 yılda, bir anlamda bu tarihi akışta edilgen bir tarafta değil, özne olarak öne çıkan, sürece ağırlık koyabilen bir yapıya gelişinin arkasında, üç alanda yapılan geniş çaplı restorasyonun izlerinin görülmesinin mümkün olduğunu dile getirdi. Söz konusu üç alandan ilkinin, "iç siyasi hayatın demokratikleşme yoluyla yeniden tanzim edilmesi" olduğunu vurgulayan Davutoğlu, bütün bu restorasyon sürecinin genelinde, valilerin çok önemli bir aktör olduğunu ifade etti. Restorasyonun ikinci ayağının "ekonomik restorasyon" olduğunu kaydeden Davutoğlu, bu noktada da iş adamları ve şirketlerin öncü rolde olduğunu, eski anlayışta devletin vatandaşını sabit görmek istediğini, hareket eden vatandaşa genellikle, bir tür tehlike barındırdığı gözüyle bakıldığını söyledi.
"Biz bunun tam aksini söylüyoruz" diyen Davutoğlu, "Vatandaşımız hareket etmelidir. Dünyada ne kadar çok Türk vatandaşı dolaşırsa, ne kadar çok şirketimiz, iş adamlarımız harekete geçerse, içerde ne kadar çok insanımız iş adamımız harekete geçerse, o kadar çok katma değeri olur. Bizim harekete geçireceğimiz büyük doğalgaz kaynaklarımız yok, enerjimiz yok. Biz, insanımız harekete geçtiği zaman değer getiririz" şeklinde konuştu.
Son 10 yılda GSMH'nın 170 milyar dolardan 800 milyar dolara çıktığını ve Türkiye'nin dünyanın en istikrarlı gelişen ülkelerinden biri konumuna geldiğini belirten Davutoğlu, her uluslararası ekonomik platformda Türkiye'nin önde yer aldığını vurguladı.
Üçüncü restorasyonun dış politikada yaşandığını kaydeden Davutoğlu, "Dış politikada bir zihniyetin değişmesi önemliydi. Türkiye sadece belli krizlere odaklı bir dış politikadan süratle çıkıp, çevresi ve dünyasıyla ilgili vizyonel yaklaşımlar ortaya koyan, bu vizyonel yaklaşımları hayata geçirebilecek araçları devreye sokabilen bir konum kazanmalıydı. Son 10 yılda öylesine büyük bir dış politika devrimi yaşandı ki Türkiye'nin müdahil olarak pozitif katkı yapamayacağı hiçbir olay neredeyse yok" dedi.
Türkiye'nin büyükelçilik sayısı 94'ten 124'e çıkarken, konsolosluklarla dış temsilcilik sayısının 163'ten 221'e yükseldiğini dile getiren Davutoğlu, "Şu an Türkiye, dünyada en fazla temsil edilen 9. ülke konumunda. İki yıl içinde de Türkiye bu sıralamada altıncılığa yükselecek" dedi.
"DEVLETİN İÇERDE VATANDAŞA YANSIYAN YÜZÜ VALİLERDİR"
''Demokrasimiz güçlü değilse dışişleri bakanı olarak benim başım dışarıda eğik olur" diyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Halkıyla gerilim yaşayan bir ülkenin, dışarıda iddialı bir dış politika vizyonunu hayata geçirmesi mümkün değildir. Halkından çekinen, iç tehdit tanımlamalarıyla kendi halkını tehdit olarak gören bir devletin, dışarıda insanlığa dönüp de, 'benim size şu mesajım var' diyebilmesi mümkün değil. Yapılan en büyük devrimlerden biri Türkiye'de iç tehdit kavramının, iç siyasetin merkezindeki konumunu tümüyle terk etmesi ve iç tehdide dayalı değil, aksine vatandaşlarının potansiyeline, iddialarına, özlemlerine dayalı yeni bir siyaset anlayışını benimsemesidir"
Demokratikleşme çabalarında valilerin ne kadar büyük bir önem taşıdığını, onların vatandaşlarla kurduğu iletişimin ne kadar hayati bir konuma sahip olduğunu gittiği her yerde gördüğünü dile getiren Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Devletin içeride vatandaşa yansıyan yüzü valilerdir, dışarıda vatandaşa ve dış dünyaya yansıyan yüzü ise büyükelçilerdir. Onun için valilerimizle büyükelçilerimizin, devlet temsili ve büyük restorasyon içinde üstlendikleri roller birbirine hem benzer hem tamamlayıcıdır. İçeride valilerimizin oluşturacağı sinerji, dışarıda büyükelçilerimiz için büyük imkandır. Dışarıda büyükelçilerimizin temsilde sağladıkları başarı, içeride vatandaşımıza öyle bir gurur verir ki valilerimiz de o gururla birlikte daha ufku açık ve vizyonel yaklaşım sergileyebilir. Bunların hepsi birbirini destekleyen unsurlardır"
"BM'NİN İNSAN HAKLARI KOMİSYONUNDA EN AKTİF KATILAN ÜLKELERDEN BİRİ TÜRKİYE"
Davutoğlu, özgürlük ile güvenlik arasındaki dengenin yeniden tesis edilmesinin çok önemli bir gereklilik olduğunu, bu dengenin kurulmasının dış politika için en büyük güç olduğunu belirterek, " Ancak bazı ülkeler güvenlik ağırlıklı ülkelerdir. Yani, güvenliğin sağlanabilmesi için, gerektiğinde özgürlükten feda edilebileceğini düşünürler. Bunlar otoriter yapılardır. Bazıları da güvenliği öylesine ihmal ederler ki ülkelerinde 'özgürlük havası estireceğim' derken, kaotik bir duruma sebep olurlar. Bir devlet, tıpkı bugün Suriye'de olduğu gibi, temel önceliğinin güvenlik olması ve bu nedenle halkının özgürlük taleplerini göz ardı etmesi durumunda, bir süre sonra vatandaşın, o devlete güveni kalmamaya başlar. İçerde özgürlük alanını daraltan otoriter bir yapı olursanız, dış politikanızı da o otoriter ülkelerin yanında bir yerlerde konumlandırmaya başlarsınız veya dışarıdan gelebilecek her etkiyi, tehdit olarak algılamaya başlarsınız. Maalesef 1990'lı yıllarda Türkiye'nin sergilediği genel görüntü buydu. İnsan hakları konusunda Türkiye'yle ilgili bir konu açılacak diye korkardı büyükelçilerimiz. Şimdi ise BM'nin insan hakları komisyonuna en aktif katılan ülkelerden biri Türkiye" diye konuştu.
İç tehdit algısı yok edilirken, paralelinde dış tehdit algısının da değiştirilmeye çalışıldığını dile getiren Davutoğlu, "Komşularla sıfır sorunu gündeme getirirken bir psikolojik devrim yaşanmasını istedik. Komşularımızdan başlayarak dünyadaki algımızın değişmesini amaçladık. Rusya, eskiden tehdit olarak algılanırdı, şimdi böyle düşünen biri var mı ülkemizde? Yunanistan'la daima yarışmamız gerektiğine dair bir kanaat, içeride artık bir siyasi prim yapar mı? 'İran'la tarihi rekabet içindeyiz' diyen birisi, toplum önünde yeni şeyler söyleyebilir mi?" ifadelerini kullandı.
"SURİYE İLE YAŞANAN SIKINTI TÜRKİYE'DEN KAYNAKLANMADI"
Suriye ile yaşanan sıkıntının Türkiye'den kaynaklanmadığını vurgulayan Davutoğlu, "İnsani vicdanı yok sayan politikalar takip eden ülkelerle gerilim yaşanmasından daha doğal bir şey olamaz. Önemli olan dış tehdit olgusunu, vizyonumuzu esir olan bir olgu olmaktan çıkarmaktı" dedi.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde Bakanlar Komitesi Başkanı olarak konuşma yaparken Ermeni bir milletvekiliyle yaşadığı diyalogdan söz eden Davutoğlu, "Bir Ermeni temsilcisi bana yüksek dozda ve eleştirel içerikte bazı sorular yöneltti. Ben de bu sorulara, 'bizim için iki kategoride ülke vardır. Ben bunu söylediğimde, herkes dost ve düşman ülkeler dememi bekledi. Ben ise dost ülkeler ve potansiyel dost ülkeler vardır' yanıtı verdim" dedi.
Türk dış politikasında gerçekleştirilmeye çalışılan en önemli değişimlerden birinin, hiçbir ülkenin, kavmin, etnisitenin, dini topluluğun daimi düşman görülmemesi olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Yaşadığımız coğrafya öyle bir coğrafya ki belki de hiçbir başka ülke bu kadar coğrafi bölgeye, bu kadar çok etnik ve dini farklılığa aynı anda cevap veren bir dış politika geliştirmek zorunda kalmamıştır. Türkiye'den daha çok bölgeye nüfuz etme kabiliyetine sahip, Türkiye'den daha çok etnik ve dini toplulukla aynı anda ilişki kurmak zorunda olan ikinci bir ülke yoktur. Bazen Balkanlar'da Boşnaklarla ve Sırplarla bir araya gelerek barış getirmeye çalışacaksınız, bazen Ortadoğu'da Sünnilerle Şiileri bir araya getirmeye çalışacaksınız, bazen Kafkaslar'da Gürcülerle Abhazları..." ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, Avrupalı bir meslektaşının Bosna ile ilgili hazırladığı bir projeyi kendisine sunduğunda, ''Balkanları iyi bilen bir dostum olarak şunu bilmelisin ki bir Türk bakana Balkanlarla ilgili herhangi bir proje, yazılı kağıt olarak verilip, bir tarafı ikna etmesi istenmez. O kağıdı, o yazıyı, o projeyi ya Türkler yazar Balkan milletleriyle birlikte ya da Türklerle yazılır'' yanıtı verdiğini söyledi.
''Bosna'da yaşayandan daha çok Boşnak, Arnavutluk'a yaşayan Arnavut'tan daha çok Arnavut, Kosova'dakinden daha çok Kosovalı, Abhazya'da yaşayandan daha çok Abhaz, Gürcistan'dakiyle neredeyse eşit sayıda Gürcü, Çerkez, Kuzey Kafkasya kavimleri Türkiye'de var'' diyen Davutoğlu, Büyükelçiler Konferansı'nın İzmir ayağında Balkan dernekleriyle ayrıca toplantı yapıp, dertlerini dinlediğini kaydetti. Bu durumun Türkiye için bir tehdit değil bir imkan olduğunu vurgulayan Bakan Davutoğlu, "Bizim artık özgüven içinde ayağa kalkmamız lazım. 'Irak'ta şu olursa acaba bölünür müyüz?' korkusu, on yıllarca bizi Irak'tan ırak etti. Şimdi ise 'Suriye'de şu senaryo olursa Türkiye bölünür mü?' Hayır. Türkiye artık öylesine bir siyasi sisteme, vatandaşlarına öylesine bir özgürlükçü anlayışa sahip ki Suriye'dekilerin Irak'takilerin talep ettikleri şeyleri hayata geçiren bir Türkiye'nin, benzer riskleri taşıması mümkün değil" şeklinde konuştu.
SURİYELİ SIĞINMACILARA YÖNELİK POLİTİKA
"Suriye'den gelen kardeşlerimiz, Türkiye'de gördükleri yardımları dünyanın her yerinde bir efsane gibi anlatıyorlar" diyen Davutoğlu, insani yardım konusundaki tüm uluslararası forumlara Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılar için sergilediği tutumun, ders olarak okutulması gereken bir tutum olarak nitelendirildiğini ifade etti. Davutoğlu, "Biz sınırlarımızı, kapılarımızı duvar yapsaydık, aşımızı, kaderimizi paylaştığımız bu kardeşlerimize gözlerinde bize muhabbetle bakan bu kardeşlerimize, 'Bu kapılar size kapalı' demiş olsaydık, 170 bin insan sınırımızda aç duruyor olsaydı bundan utanç duymaz mıydık? Eğer böyle yapmış olsaydık tarihe, millete ve Allah'a nasıl hesap verirdik? Hangi değer insan canından daha yüksektir" dedi. Davutoğlu, bir devletin kudret eli olduğu kadar şefkat eli, güçlü olduğu kadar adaletli olması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye'nin merhamet ve şefkatinin sadece kendi vatandaşlarına değil, tüm insanlığa karşı olduğunu belirtti. Türkiye'nin sınır komşularına yönelik politikasının açık ve net olduğunu dile getiren Davutoğlu, Türkiye'nin siyasi sınırlara saygı gösterdiğini ama ekonomik ve kültürel ilişkilerde sınır tanımadığını kaydetti.
(OSM-Y)

01.02.2013 01:56:50 TSI
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Wan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0850 302 65 34 | Faks : 0850 302 65 34 |