• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Van : -6 °C

Arınç'tan önemli açıklamalar

Arınç'tan önemli açıklamalar
TBMM eski Başkanı ve Başbakan eski Yardımcısı Bülent Arınç, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

TBMM eski Başkanı ve Başbakan eski Yardımcısı Bülent Arınç, Gülen Cemaati'nin şimdilerde "silahlı terör örgütü" olarak nitelendirilmesine tepki gösterdi. Arınç, "Nerede silah ve neden terör örgütü? Ceza  Kanunu’nu açıp bakması lazım insanların. Silahlı Terör Örgütü’nün unsurları farklıdır, suç örgütlerinin unsurları farklıdır. Hangi unsurlar var ki silahlı terör örgütü diyorsunuz? Ama bu bir algı meselesi haline getirilmek isteniyorsa bu hukuki bir şey değildir" dedi. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'ın düğününe neden katılmadığı ile ilgili de açıklamalarda bulunan Arınç, "Ben bu nikaha gitmedim. Bilerek gitmedim. Bunun çok özel bir sebebi var. Bu özel sebebi de böyle bir programda söylemek durumunda değilim. Sayın Cumhurbaşkanımız bunu merak eder de sorarsa ancak kendilerine söyleyebilirim" ifadesini kullandı. 

Eşref Aydoğmuş'un gündeme ilişkin sorurlarını yanıtlayan Arınç'ın Rotahaber'de yer alan röportajı şöyle: 

*Aktif siyaset hayatınıza son verdikten sonra neler yapıyorsunuz, günleriniz nasıl geçiyor? 

Ben artık aktif siyasette olmaktan çıkıp; düşünen, konuşan, yazan, ve siyaset üzerine Türkiye’den yeni bir gelenek başlatmak isteyen bir konumda gördüm kendimi. Benim önem verdiğim; ilkeli, ahlaklı, ve dürüst siyasettir. Ak Parti’nin kuruluşuna da bu egemen oldu.Cesur, ilkeli, dürüst, ahlaki temeli olan siyaset. Hiç olmazsa gelecek nesillerin siyasetçisini bu açıdan yetiştirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Siyaset sadece parlamentoda, Meclis’te, Bakanlar Kurulu’nda olmuyor. İnsan hayatının her noktasında siyaset vardır. Siyaset bir yaşam biçimidir. 

Ben de verdiğim kararla parlamentonun dışına çıktım, evime döndüm, kendim ve bazı arkadaşlarımızla toplumun sorunlarını zaman zaman tartışmaya başladık. Ben Ak Parti’nin kurucusuyum. Ak Parti için de, geçmişte siyaset yaptığım partiler için de çok şey yaptım, çok fedakarlık yaptım, kendimi her zaman feda ettim. Ak Parti bizim eserimiz. Bu esere baglı kalacağız. Partimize bağlı kalacağız. Gözümüz dışarıda olmayacak. Ve bütün bu çabalarımızı, hükümetimizin başarılı olması için harcayacağız. Düşüncelerimizi ifade edeceğiz, yazacağız, konuşacağız. Bugüne kadar bunları yapmaya gayret ettim, bundan sonra da böyle devam edeceğim.

*Son günlerde Necmettin Erbakan Üniversitesi, Turgut Özal Üniversitesi, Milli Türk Talebe Birliği(MTTB) gibi yerlerdeki konferanslarınızda son dakika iptalleri oluyor. Siz bunun neden kaynaklandığını düşünüyorsunuz? Eğer bir çekince söz konusuysa, ne konuşacağınızdan endişe ediliyor?

Televizyon programlarına çok çıkardım ben. Ve televizyonlar her gün ararlardı. “Siz çok önemlisiniz, gelin bizim televizyonumuzda konuşun” diye. Ben bu ilgi karşısında, birisine çıkarsam 1 ay sonra öbürüne, 20 gün sonra bir başkasına çıkardım. Fakat sonradan bir el, TRT’den başlayarak özellikle bazı televizyonları bize kapalı hale getirdi. Sebeplerini tartışmayacağım, herkesin de malum olduğu, bildiği şeylerdir. Bizde bir tabir var, ‘malumu ilan etmenin gereği yok.’ Bu ambargonun niçin ne amaçla olduğunu Sağır Sultan bile biliyor. 

Sonra, bazı televizyonlar bize açık kaldı. O televizyonlara çıkmamızla; troller, troliçeler, bazı internet siteleri, bazı köşe yazarları tarafından, “Bu adam bu hükümetin üyesi değil miydi, niye o kanallara çıkıyor?” diye ayrıca bir eleştiri getirildi. Şimdi bir ikilem içindesiniz.  Kanallar size kapalı gidemiyorsunuz, başta TRT olmak üzere. Kanallarını açana da ‘Niye gittiniz’ diye eleştiriliyorsunuz. 

Bence her kanal, toplumla iletişim kurmak için bir vasıtadır. Ben burada ideolojiye, falan patronun filan patronun televizyonu olmasına bakmam. Bana bir şey sorulacaktır, ben de bildiklerimle dürüst cevap vereceğim. Yani cevapları onlar verecek değil ki. Onlar istediği soruyu sorsun, ben doğruları konuşacağım. Bu yüzden zaten Türkiye’de “Bülent Arınç konuşursa doğruyu konuşur. Eğrisi büğrüsü yoktur. Hiçbir hesabı yoktur.” diye bir kanaat oluştu. 

“BİRAZ KÜÇÜK ADAMLAR, ‘ŞUNU ATACAKSIN, BUNU ALACAKSIN’ DİYE AÇIK AÇIK YAZIYOR”

Fakat o televizyonlara da bir şekilde baskı geldi. Çünkü bu baskı o kadar açık ki; bazı şu medyanın veya bu medyanın yazarları o televizyonların patronlarına ‘Şunu atacaksın, bunu alacaksın. Şunu çıkarmayacaksın, bunu çıkaracaksın. Genel yayın yönetmenin şu olmayacak, bu olacak” diye açık açık yazıyorlar. Adamlar bu utançlarını gizleme ihtiyacı duymuyorlar. Ve patron da korkusuyla bu dediklerini yaptıysa, “Aferin bak, akıllı ol” diyorlar.  Yani mafya ağzıyla, “akıllı ol” demenin ne anlama geldiğini biz biliriz. Ama, biraz küçük adamlar, yani boyları posları büyük de olsa kafaları zıpzıp kadar küçük adamlar, “Bak akıllı ol, benim dediğimi yap, kazanırsın” diyor. Sonra hasbel kader  yapmak zorunda kalınca da “Bak filan patron akıllı oldu” diyorlar. 

*Neye güveniyorlar peki?

E güvendikleri bir yer var mutlaka. Güvendikleri dağlara ne zaman kar yağar bilmiyorum.

Ama gelişmelerin böyle olduğunu düşünüyorum. Şimdi televizyonlar bize kapalı olunca, gazetelerden de tabi muhalif gazeteler, veya hükümetle bir şekilde sorunlu gazeteler, onlara da basın özgürlüğü adına saygı duymamız lazım, onlara da çıktığınız zaman “Gördünüz mü, hükümetten çıktı, hükümete muhalif oldu, falanı eleştirdi, filanı eleştirdi” diyorlar. 

Bu sefer de biz üniversitelerden gelen talepleri değerlendirdik. Hamdolsun ki üniversitelerde hangi görüşten olursa olsun, bize karşı bir sempati var öğrencilerde. Bu dürüst, bu cesur siyasetçiyi görmek isteriz diyorlar. Onların nitelemesiyle söylüyorum. Ben hamdolsun bu konularda mütevazi davranan bir insanım. Yani sadece Ak Parti’yi seven, veya onunla birlikte olan gençlerden değil, farklı düşüncelere sahip olan öğrenci kulüpleri bile “Bülent Arınç’ı istiyoruz, gelsin üniversitemizde konuşsun” dediler.

“KONUŞMAMDAN GOCUNANLAR, SIKILANLAR, TEDBİR ALMAYA BAŞLADILAR”

Sakarya’yla başladık, İstanbul ve Ankara’yla devam ettik. O sıralarda tabi, bir konuyu anlatıyorum ben, o konunun arkasından da bir yarım saat kırk beş dakikalık soru cevap oluyor. Ben 20 sene parlamentoda kaldım ama 40 senedir de siyasetin içindeyim, benim bir farkım var; kim ne sorarsa sorsun, açık yüreklilikle  cevap veriyorum. Başkasına bakarak, ‘Acaba ne demem gerekir?’ diye düşünmüyorum. Belki eksiklik olabilir. Ama benim yapım böyle. Bunu değiştirmem de mümkün değil. 

Anayasa Mahkemesi’nin kararını soruyorlar, bildiğim kadarıyla söylüyorum. Dokunulmazlığı soruyorlar, bildiğim kadarıyla söylüyorum. ‘Made in Bülent Arınç’ yani. Kendi düşüncemi söylüyorum. E bundan sıkılan, gocunan, ‘Niye bunları söyledi, niye bu eleştirileri yaptı’ diyenler tedbir almaya başladılar. Hem gittiğim üniversiteleri sorgulamaya başladılar, hem de gideceğim üniversitelere ‘Bu adamın nerede ne zaman ne söyleyeceği belli olmaz, buna engel olun’ dediklerini bana naklediliyorlar. 

Şimdi burada tabi bazıları iptal ettiler. En son da Turgut Özal Üniversitesi. Bir internet haber sitesi, “Bu FETÖ’cü üniversitede ne işin var Bülent abi?” diyor. Üzülüyorum, insan bu kadar küçülmez. FETÖ’cü üniversite denen Turgut Özal üniversitesi, rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın düşüncelerini, fikirlerini yaymak adına kurulmuş, kuruluşunda emeğim olan bir üniversite. Turgut Özal Derneği yıllar önce bana Demokrasi ödülü vermişti. O gün ödülü alırken yaptığım konuşmada dedim ki; “Dernek kurmak iyi bir şey ama, sizin Özal adına yapacağınız şey; mutlaka bir üniversite kurmanız lazım.”

Onlar da durumdan vazife çıkardılar, görev kabul ettiler, bir iki sene içerisinde Turgut Özal Üniversitesi kuruldu. İsim babası olduğum üniversitede bir konferansa gideceğim, son 1 saat içinde iptal ediliyor. Ben de bunu açıklamak mecburiyetinde kaldım. Ve orada daha önce iptal eden üniversitelerin birkaç tanesini sadece yazdım. Şimdi onlardan hiçbir açıklama gelmedi. 

Fakat Konya’daki Necmettin Erbakan Üniversitesi’nin hem rektörüne, hem de yönetimine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Sayın rektör aradı, dedi ki; “Efendim böyle bir şey bizim açımızdan olmadı, sizden gelen bir talep bize iletilmedi, bizim de bunu iptal gibi bir keyfiyetimiz yok.”

Biz notlarımıza baktık, bir öğrenci topluluğu adına böyle bir girişimde bulunulmuş, ama sonra öğrenciler kendileri vazgeçmişler. Dolayısıyla bu açığa çıkınca ben de üniversite rektörüne çok teşekkür ettim bu duyarlılığından dolayı. İptal edilenlerin içinden onun ismini çıkarmak istiyorum. 

Ama diğerleri çok rahat, hallerinden çok memnun. Onlardan herhangi bir açıklama gelmedi.

Bence endişe şudur; “Bu Bülent Arınç,kendine özgü bir adamdır. Nevi şahsına münhasır. Her yerde doğru söylediğini biz de biliriz. Ama zamanı, zemini olmadan da bir şeyler söyleyebilir. Birileri zor durumda kalabilir. Dolayısıyla konuşmasa daha iyi. Çünkü gittiği yerde büyük ilgi çekiyor”

Mesela benim Bilkent’teki konferansa neredeyse bine yakın öğrenci geldi. Yani içeridekinin üç misli dışarıda vardı. TOBB’da böyle oldu, Sabahattin Zaim’de böyle oldu…

*Kim  peki bu ‘gocunanlar’ dediğiniz?

Onlar...

*Onlar?

 E işte. O kadar diyeyim. Onlar… Arife tarif gerekmez…

“CUMHURBAŞKANIMIZ, HER ŞEYE HAKİM OLDUĞUNU GÖSTERMEK İSTEYEN BİR İNSAN”

*2001’de “Bir lider hareketi değil bir kadro hareketi” olunacağına dair vurgularla yola çıktı Ak Parti. Çoğulculuğun önceleneceği belirtiliyordu. Gelinen noktada bu ilkeden bir sapma görüyor musunuz? 

Bunu kamuoyu da değerlendirir, basın da değerlendirir. Ak Parti’nin başında olanlar da değerlendirir. Meseleler o kadar vuzuha kavuştu ki, bizim bu konuda bir şey söylememize de gerek kalmadı.

Mesela birkaç gün önce, Elif Çakır hanımefendinin Karar Gazetesi’nde yazdığı bir yazıda Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmişte yaptığı konuşmalardan örnek cümleler aktarıldı. O konuşmaların içerisinde ‘Biz’ vardır ve hiçbir zaman ‘Ben’ yoktur. Habertürk’te Veyis Ateş bu konuyu sorduğu zaman “Eskiden bizdik, şimdi ben olduk” demiştim. Bu yüzden de beni eleştirenler oldu.  Şimdi ben bu konuda kuruluş ilkelerimizden temelde bir sapma olduğunu görmüyorum. Ama konjonktür gereğince Sayın Cumhurbaşkanımız; çok güçlü bir şahsiyet, çok güçlü bir siyasetçi olmakla, biraz da farklı Cumhurbaşkanı olmak iddiasında. 

Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, bütün güçleri üzerinde toplamış ve kendisinin her şeye hakim olduğunu göstermek isteyen, bunu da bizzat gösteren bir insan olarak görüyorum.

“TEK ADAM İDEOLOJİSİ ANCAK TEK PARTİ DÖNEMİNDE VE ŞEFLİK DÖNEMİNDE YAŞANMIŞTIR”

*Biraz önce bahsettiğimiz ‘Çoğulculuk’ ilkenize uyan bir görüntü mü bu?

Uyup uymadığı konusunda size bir şey söylemeyeyim.  Ben bütün bunları insanların ma’şeri vicdanına havale ediyorum. Ama bu konu eleştirilecek hale gelmişse, bunu açıkça yazan konuşan birkaç kişidir. Açıkça yazmayan, konuşmayan milyonlarca kişidir. 

Yani bu konuda hepimizin kendimizi bir check(kontrol) etmemiz lazım. Nereden nereye geldik, nasıl geldik? Hiçbir kişi layüsel, layemut değildir. Yani tek adam ideolojisi, ancak tek parti döneminde ve şeflik döneminde yaşanmıştır. Ama 1950’den bu yana özellikle parlamenter sistem içerisinde hiç kimse vazgeçilmez değildir ve hiç kimse bütün güçleri şahsında toplamış olamaz.

 Ben Sayın Cumhurbaşkanımız açısından da söylemiyorum. Başka bir partinin Genel Başkanı  olarak da, veya yüksek yargının başında olan insanlar olarak da kendisine böyle bir güç vehmediyorsa insanlar, yanlış yapıyorlar anlamında söylüyorum.

Gücün parçalanması, check-balance sistemi içerisinde insanların kendisini belli bir yere oturtması lazım. Dünyanın her yerinde check-balance sistemine büyük ihtiyaç vardır. Ancak bu şekilde demokratik bir yönetim olabilir. Ancak bu şekilde toplumda bütün kesimler kendilerini ifade etme imkanı bulabilir. Yargının güçlü olması lazım, yürütmenin güçlü olması lazım, yasamanın güçlü olması lazım. 

Ben 5 sene örnek bir Meclis Başkanlığı yapmış bir insanım. Ve Meclis’in itibarını 10 kurum içerisinde 9. Sıradan 4. Sıraya kadar yükseltmiş bir insanım. Dolayısıyla bu kurumlar ne kadar güçlü olursa, ve güç dağılımı üçü arasında eşit anlamda  düşünülebilirse, o ülkedeki demokrasi, hukuk, laiklik ancak o kadar güçlü olabilir.

“SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ DENİYOR, NEREDE SİLAH VE NEDEN TERÖR ÖRGÜTÜ?”

*17-25 Aralık’tan sonra Gülen cemaatine yönelik ciddi bir mücadele başlatıldı. Hemen her gün farklı illerde operasyonlar yapılıyor, bine yakın kişinin tutuklu olduğu belirtiliyor. Siz bir televizyon programında bu operasyonlardan konu açılınca “Cübbemi yeniden giyesim geliyor" demiştiniz. Bu mücadelede yanlışların yapıldığını mı düşünüyorsunuz? 
 
Paralel Devlet Yapılanması, resmi devlet evraklarına da giren bir konudur. Legal görünümlü illegal yapılanmalar resmi referanslara girmiş kurumlardır. Bunun dışındaki benzetme veya bunun dışındaki suçlamalar henüz kesinlik kazanmış veya bir yargı kararıyla ortaya çıkmış hususlar değildir. 

Bugüne kadar ortaya çıkan haliyle, Paralel Devlet Yapılanması’yla mücadele doğrudur ve bir devlet için gereklidir. Sadece AK Parti’nin iktidar olduğu veya Sayın Cumhurbaşkanımızın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde değil, bundan sonra hangi parti iktidara gelirse gelsin, onların da bu tür yapılarla mücadele etmesi asıldır. 

Ama bu mücadele nasıl ve ne şekilde olacak? Hukuk içerisinde kalmamız lazım. Şimdi “Silahlı Terör Örgütü” olarak da nitelendirilmeye başlandı. Nerede silah ve neden terör örgütü? Ceza  Kanunu’nu açıp bakması lazım insanların. Silahlı Terör Örgütü’nün unsurları farklıdır, suç örgütlerinin unsurları farklıdır. Hangi unsurlar var ki silahlı terör örgütü diyorsunuz? Ama bu bir algı meselesi haline getirilmek isteniyorsa bu hukuki bir şey değildir. Çünkü algı, gerçeklerin üzerini örtebilir ama hiçbir zaman gerçek değildir. Bu ülkede Ergenekon-Balyoz veya buna benzer davalar bile 3-5 yıl içerisinde tam tersine dönmüşse, herkes bir kumpas kurulduğundan bahsediyorsa, ve yıllarca cezaevinde kalan insanlar bugün hesap sorma noktasına gelmişse; o zaman yapılanları şimdi  de “cemaat”, “Fetö” veya “Paralel Devlet Yapılanması” adı altında bir başkasına yapmak… Diğerine yapılan yanlışsa, onlar için de yanlıştır.

Röportajın tamamını okumak için tıklayın 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Wan Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0850 302 65 34 | Faks : 0850 302 65 34 |