• BIST

    110.248
  • ALTIN

    155,412
  • DOLAR

    3,8262
  • EURO

    4,5259
  1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. AKTAŞ'TAN TBMM’YE ARAŞTIRMA ÖNERGESİ
AKTAŞTAN TBMM’YE ARAŞTIRMA ÖNERGESİ

AKTAŞ'TAN TBMM’YE ARAŞTIRMA ÖNERGESİ

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) tutuklu Van Milletvekili Kemal Aktaş, Kürt dilinin kamusal alanda ve günlük yaşamda kullanılmasının önündeki engellerin tespit edilmesi ve kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla TBMM\'ye önerge verdi.

A+A-

Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) tutuklu Van Milletvekili Kemal Aktaş’ın talebi doğrultusunda, BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından Kürt dilinin kamusal alanda ve günlük yaşamda kullanılmasının önündeki engellerin tespit edilmesi ve kaldırılması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına önerge verildi.
 

Yazılı bir açıklama yayınlayan BDP Grup Başkan Vekili ve Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde birlikte dayanışma içinde bulunan halkların, etnik ve farklı inanç gruplarının kapitalist modernitenin bir ürünü olan ulus devlet anlayışı içinde tek ulus ve tek inanç oluşturma zihniyetiyle eritilmeye ve asimile edilerek yok edilmeye çalışıldığını öne sürdü. Buldan, “Bugün dahi sayıları 30 civarında olduğu bilinen etnik grupların hepsi Türklük adı altında, farklı inanç grupları da Müslümanlık adı altında asimile edilerek eritilmeye çalışılmıştır. Bu uygulama herhangi bir dönemin politikası olarak değil, devlet politikası olarak her dönem uygulanagelmiştir. Bu politikanın sonucu olarak gerek etnik gruplar gerekse de farklı inanç toplulukları trajik olaylar yaşamışlardır. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’yla kimi etnik ve dinsel grupların varlığı kabul edilip kısmi hakları yasal güvenceye kavuşturulsa bile bu topluluklar dahi yaşanan bu trajedilerden kendilerini kurtaramamışlardır. Yaşamın her alanında dayatılan Türklük ve Müslümanlık anlayışı toplumsal dayanışma ve bir arada yaşama arzusunu her geçen gün zedelemiş ve sayısal olarak azınlıkta bulunan etnik gruplar ve inanç topluluklarının önemli bir kesimi kendi anayurtları olan yerleri terk ederek başka ülkelerde mülteci yaşamı sürdürmek zorunda kalmışlardır. Ne yazık ki bu tekleştirme anlayışı hem Türklük hem de Müslümanlık kavramlarında da önemli aşınmalar ve tahribatlar meydana getirmiştir. Bu tekçi ve asimilasyoncu politikadan Kürt halkı ve Kürt dili de payına düşeni fazlasıyla almış bulunmaktadır. Kürt halkının varlığı Cumhuriyet'in kuruluşundan kısa bir süre sonra inkar edilerek Kürtlük ve Kürtçe asimilasyon ile eritilmeye çalışılmıştır. Kürtlerin temel bir insan hakkı olan kendi etnik kimliği ve kendi diliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olma arzusu şiddetle bastırılmıştır. Bir dönem Kürtçe konuşana para cezası vermeyi gerektiren yasalar dahi yürürlüğe konulmuştur. Bugün dünyada evrensel bir hak olarak kabul gören her bireyin kendi ana dilinde eğitim öğretim görme ve kendi diliyle yaşamın her alanında kendini ifade etme hakkının kullanılması Türkiye’de halen önemli bir sorun olarak durmaktadır. Kürt halkının varlığı ile dilinin inkarı üzerine sürdürülen politikalar sonucunda daha baştan Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi sakatlanmış ve giderek içine kapalı antidemokratik ve otoriter bir yapıya dönüştürmüştür. Bunun sonucu olarak Kürtler varlıkları ve dillerinin tanınması için tarihsel olarak bu duruma itiraz etmişlerdir. 1991 yılında ilk olarak Bakanlar Kurulu kararıyla Kürtçe şarkı söyleme ve günlük yaşamda Kürtçeyi kullanma yönünde bir karar alınmış ve günümüze kadar kısmı düzenlemelerle Kürtçe kurs açma, radyo televizyon yayını, seçmeli ders, Kürtçe tercüman gibi haklar tanınsa da bunlar sorunu gerçekten çözmeye yeten adımlar olmamışlardır. Halk nezdinde de bu adımlar hep şüpheyle karşılanmıştır çünkü bu hakları teminat altına alacak kalıcı düzenlemeler bir türlü gündeme getirilmediği gibi, mevcut düzenlemelerde de ısrarla Kürt ve Kürtçe demekten kaçınılmıştır. Öyle ki bir yandan TRT 6 Kürtçe yayın yapılırken öte yandan Kürtçe mahkemelerde ‘anlaşılmayan dil’ olarak değerlendirilmektedir. Bir yandan seçmeli Kürtçe ders verilirken öte yandan belediyelerin parklarındaki Kürtçe isimler mahkemelerce yasaklanmaktadır. Halen Q, W, X harflerinin içinde geçtiği isimler Alfabe Kanunu’na muhalefet sayılmakta ve verilmemektedir. Anayasanın 3 ve 42. maddeleri ile onlarca diğer kanunlarda düzenlemeler yapılmadan Bakanlar Kurulu kararları ve yönetmeliklerle yapılan düzenlemelerin kalıcı olmayacağı açıktır. Halen Türkiye’nin Batı illerinde sokakta Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayan yurttaşlarla ilgili haberler basında yer almaktadır. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için başlatılan sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından da Kürtçe ile ilgili yaşanan bu kargaşanın giderilmesi ve yasalarla bu hakkın kullanılmasının teminat altına alınması önem arz etmektedir. Bu amaçla Kürtçenin hem kamusal alanda her türlü hizmetin alınması verilmesi süreçlerinde hem de vatandaşların günlük yaşamlarında kullanırken karşılaştıkları zorlukların tespit edilmesi ve bu hakkın kullanılmasının yasalarla güvence altına alınması için alınacak tedbirlerin tespiti için Meclis araştırması açılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

HABERE YORUM KAT