1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. 12 EYLÜL'ÜN 3 YAŞINDA BOĞDUĞU BEBEK; DDKD

12 EYLÜL'ÜN 3 YAŞINDA BOĞDUĞU BEBEK; DDKD

12 EYLÜLÜN 3 YAŞINDA BOĞDUĞU BEBEK; DDKD
A+ A-

35 yıl öncesinde, ökse otu misali aniden kök saldılar Kürt coğrafyasında. Üniversiteli Kürt gençlerinin demokratik –kültürel temelde başlattıkları Kürt mücadelesinde DDKD (Devrimci demokratik Kültür Derneği) çatısı altında örgütlenmişlerdi.

 

Haber: Naif YAŞAR

 

28 Eylül 1977 tarihinde üniversite öğrencisi olan Paşa UZUN başkanlığında Genel Merkez Diyarbakır’da kurulan dernek kısa zamanda 38 şubeyle temsil edildi. Ancak 12 Eylül faşist darbesiyle faaliyetlerine son veren DDKD,35 yıllık aradan sonra sesiz sedasız geri dönüş yaptı.

 

Dolaplarımızın tozlu raflarında duran albümlerimizi indirip baktığımızda, üç resim karesinin birinde ‘ aha bu DDKD’liydi’  diyebileceğimiz onlarca resim karesi ve bir o kadar arkadaş görürüz.

 

12 EYLÜL FAŞİZMİNİN 3 YAŞINDA BOGDUĞU BEBEK; DDKD

 

Çoookkk uzak değil yakın bir tarihten söz ediyoruz.

35 ya da 36 yıl öncesinden

35 yıl önce ‘Kürt, Kürdistan, Azad, Azadi’ terimlerinin telaffuz edilmeye başlandığı bir süreç başlamıştı. Bu sözcüklerin çok radikal bir söylem olarak kabul gördüğü yıllarda, Kürtlerin özgürlüğü için alanlara inip seslerini yükselten örgütlerden biri de DDKD(Devrimci Demokratik Kültür Derneği)’di ve Kürt coğrafyasında ismini duyuran bir örgütlenmeydi.

 

1977 yılında kurulan,1980 darbesiyle de kabuğuna çekilen DDKD, aradan geçen 35 yıldan sonra, bir kez daha tabelalarını asmaya başladı ve bu kez ‘Kültür’ yerine ‘Kürt’ sözcüğünü künyeye yazdırttı.

 

Yani bu günkü adıyla Devrimci Demokratik Kürt Derneği olarak kapısına tabelasını asan, derneğin dününü ve bu gününü,35 yıl aradan sonra ilk şubesini Van’a açan derneğin geçici başkanı Hüsamettin Acar ile konuşacağız.

BAŞKALE’DE BAŞLAYAN, 36 YILLIK DDKD SEVDASI ŞİMDİ DE VAN’DA

 

Hüsamettin Acar;1977 yılında siyasal faaliyetlerine başlayan ve ilk şubesi Başkale’de kurulan DDKD’nin, ilçe kurucuları arasında yer aldı.

 

O dönemlerde lise öğrencisi olan Acar;1980 darbesine kadar, derneğin Başkale şubesinde yönetici olarak görev aldı, mahalle ve köylerde, işçi, öğrenci, köylü gençliği arasında örgütlenmelerinde bulundu, çünkü DDKD’nin hedef kitlesi ilk dönemlerde gençlik üzerinde yoğunlaşmıştı.

 

1980 yılına kadar, DDKD saflarında çalışma yürüten Acar,80 darbesiyle birlikte, binlerce DDKD’li gibi gözaltına alındı, tutuklandı ve serbest bırakıldıktan sonra da, dönemin eğitim enstitüsüne girerek öğretmen diploması almayı başardı. 35 yıl boyunca çeşitli yerlerde öğretmenlik yapan Hüsamettin Acar, emekli olduktan sonra, hiç kopmadığı siyasi arenaya bir kez daha atıldı ve birkaç arkadaşıyla birlikte iki ay öncesinde Van’da DDKD’nin şubesini açarak, geçici şube başkanlığı görevini üstlendi.

 

Hastane caddesinde açılan DDKD binasında ziyaret ettiğimiz Hüsamettin Acar ile, bir zamanlar Kürt coğrafyasında adından iyiden iyiye söz ettiren DDKD’nın dününü, bu gününü konuştuk.

 

-DDKD’nin kısa tarihçesiyle başlayalım.

 

Hüsamettin Acar: Bilindiği üzere DDKD Kürt özgürlük mücadelesini, demokratik, kültürel alanda, silaha ve şiddete dayanmadan başarıya götürmeyi hedefleyen bir örgütlenmeydi. Genel merkezi D.bakır’da 1977 yılında kuruldu. İlk şubesi Van’ın Başkale ilçesinde açıldı ve kısa zamanda 38 şubeye ulaşarak Kürdistan’da kitlesel olarak büyük bir tabana ulaştı.

 

-Neden Başkale?

 

Hüsamettin Acar: Bu sorunun cevabı nasıl olur bilmem ama sanırım Serhat’ın Kürt mücadelesine karşı duruşu bir başkadır. Yani Serhatlılar özgürlüğe daha fazla sevdalılar.

 

-Feodalizmin tüm alanları elinde bulundurduğu bir coğrafyada, DDKD’nin Başkale’de kurulması sıkıntılı değimliydi?

 

Hüsamettin Acar: DDKD’nin kuruluş amacı ve mücadele ekseni, demokratik, kültürel temelde, sisteme, feodalizme ve baskılara karşı, gençlik temelinde mücadele vermekti. Şiar bu olunca, sözünü ettiğiniz unsurları bir engel olarak görmüyorduk ve üç yıllık kısa sürede yakaladığımız başarı da bunun kanıtıdır.

 

Bu başarıyı nasıl yakaladınız?

 

Hüsamettin Acar: Halkımızın kendi kimliklerini sahipleme, özgürlüklerine kavuşabilme özlemleri, yürüteceğimiz çalışmalarda bizlere büyük bir güven ve alan yaratmıştı. Yani insanlarımız, halkımız, yıllardır karşı karşıya oldukları, sistemin ve feodalizmin ağır yükü altında çıkmanın arayışındaydılar. Ama birilerinin aydınlatma temelinde bir kıvılcım yakmalarını bekliyorlardı. Biz de bölgedeki ilk siyasi Kürt örgütlenmesi olarak halkla, gençlikle, kadınla, işçiyle, öğretmenle, köylüyle bütünleştik. Köy köy, mahalle mahalle gezerek onlara devrimcilik bilincini aşıladık.

 

Bu çalışmalarda, örgütlenmelerde temel doktrin sosyalizm, marxsizim miydi?

 

Hüsamettin Acar: Evet…Çünkü o zamanlar dünya genelinde bu doktrinler revaçtaydı,kısa sürede iflas edeceği kimin aklına gelirdi.?

 

İslami bir yaşam tarzının hakim olduğu ilçede, sosyalist söylemler tepki almıyor muydu?

 

Hüsamettin Acar: Zaman zaman sıkıntılar yaşamadık dersek yalan olur. Ne de olsa anlattığın dille, halkın benimsediği dini inançlar arasında ciddi farklılıklar vardı. Ama önünüze koyduğunuz şiar Kürtlük ve Kürtlerin özgürlük mücadelesi ise, halk burada seninle bütünleşiyordu.

 

BÜYÜK MİTİNGLER SONRASINDA SEÇİMLERDE BOY GÖSTEREN İLK ÖRGÜTTÜ

Örgütlenmenizin pratiğe yansıması nasıl oldu?

 

Hüsamettin Acar: Derneğin amacı Kürt gençliğinin örgütsel ve hareket birliğini sağlamak doğrultusunda gençliğin sosyal ve kültürel sorunlarına çözüm getirmek ve bunlar için olanak sağlamaktı. DDKD’nin oluşmasında ve çalışmalarının yürütülmesinde Mahmut Çıkman’ın rolü yadsınamaz; O hem fiili hem de fikri olarak buna öncülük etti

 

- 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul DDKD Yönetiminde yer alan Hamit AKIL İstanbul Hukuk Fakültesinden 6 öğrenci arkadaşı ile çıkarken Sömürgeci-Faşistler tarafından bombalı saldırı sonucu katledildiler. Cenazesi Siverek’e getirilerek, Siverek DDKD’nin organize ettiği kalabalık bir kitle ile kendi köyü olan Karekeçi (Mızar) köyüne götürülüp tüm akrabaları ve çevreden gelen yurtseverler eşliğinde defin edildi.

 

13 Mayıs 1974‘te Leyla Kasım ve 4 arkadaşının Irakta Irkçı-faşist Baas yönetimi tarafından idam edilmesi üzerine, 13 Mayıs 1979’da Siverek DDKD tarafından düzenlenen anma gecesi düzenlendi

 

Aynı yıl yine Urfa’nın Siverek ilçesinde toprak ağalarına karşı on binlerin katıldığı dev bir miting yapıldı.

1 Mayıs 1979 yıllında DDKD Genel merkezinin Bitlis’te düzenlenmiş olduğu ve kimi Kürt ve Türk sol örgütlerin de destek sunduğu 1 MAYIS mitingi düzenlendi

Geceler düzenledik. Tüm kültürel çalışmalarımızda Kürt müziği, folkloru ön plana çıkararak çalışmalarımızın yürüttük.

 

Sanırım bir seçim deneyiminizde oldu?

 

Hüsamettin Acar: doğrudur 1979 senato seçimlerine girdik. TSİP (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi)ile ortaklaşa girdiğimiz seçimlerde, adayımız Kenan Bulut, büyük bir oy aranı aldı ve 100 yâda 200 kadar bir oyla seçimleri kaybetti. Bu sosyalistlerin, Kürtlerin Kürdistan’da başlattıkları bir ilk’ti…

 

 

Böylesi büyük kitleleri arkasında sürükleyen bir siyasi yapılanmada, iç hesaplar yaşandı mı?

Hüsamettin Acar: DDKD Genel Merkez ve şubelerinde geliştirilen ulusal ve demokratik muhalefet adım adım geliştiği bir süreçte 1979 yılının ilkbaharında DDKD bünyesinde ayrışmalar meydana geldi

 

SİLAHLI MÜCADELE DÜŞÜNÜLMEDİ

 

Kürtlerin özgürlüğü şiarıyla yola çıkmıştınız, silahlı mücadele seçeneği konuşuluyor muydu?

 

Hüsamettin Acar: Hayır böyle bir düşüncemiz olmadı. DDKD demokratik mücadele eksenli, kültürel çalışmalara ağırlık veren ve kültürel alanda mücadele edip devrim yaratmayı prensip edinen bir örgütlenmeydi. Zira o süreçte silahlı mücadelenin zemini de oluşturulmamıştı.

 

Demokratik mücadele veren bir siyasi yapıya yönelik siyasi yönelmeler oldu mu?

 

Hüsamettin Acar: O dönemde de İstanbul, Ankara ve Diyarbakır DDKO (Doğu Devrimci Kültür Ocakları) yönetici ve üyeleri “Türkiye topraklarını bölüp bir kısmı üzerinde Bağımsız bir Kürdistan Devleti kurmak için propaganda ve örgütlenme çalışmaları yapmak amacı”ile tutuklu bulunmaktaydılar. Bunlar Türkiye’de bir Kürt sorununun var olduğu Kürdistan’ın dört parçaya bölünerek ayrı ayrı sömürgeleştirildiğini, Kürtlerin kendi Ulusal Demokratik haklarını elde edebilmesi için mutlaka ayrı örgütlenmesi gerekliliğini anlatıyorlardı. Bu devrimci, yurtsever arkadaşlar Ecevit’in çıkartmış olduğu 1974’teki kısmi aftan yararlanarak tahliye edilmişlerdir. Tahliye edilenlerin içerisinde başta Mahmut Kiper ve Mehmet Uzun arkadaşlar vardı. Bu arkadaşlar öğrenci örgütlenmeleri üzerinde yoğunlaştılar. Etkilenen öğrenci gençlik okullarda (Sanat Okulu ve lise) çalışmalara başlayarak okullarda komiteler kurarak, devrimci eğitim, devrimci ahlak ve devrimci disiplin konularında eğitim çalışmaları ve seminerlerle propaganda yaparak yurtsever devrimci gençlik ile aralarında sıcak bağ oluşturdular.

 

Kürt, Kürdistan terimlerini çok kullanıyor muydunuz?

 

Hüsamettin Acar: Cumhuriyet döneminde yaşanan Kürt isyanlarından uzun zaman sonra, Viranşehir’de öldürülen sekiz Kürt köylüsü için yapılan mitingde ilk kez ‘Kurdara Azadi’ sloganı atıldı. Bu tür terimleri sıkça kullanan örgütlerden biri de DDKD’di.

 

Tekrar yerele dönüp, Başkale ve Van DDKD geçmişinden söz edersek, kimlerin adını anarsınız?

 

Hüsamettin Acar: O süreçte Başkale’de, gençlikte, kadında ve köylülerden DDKD’ye karşı yoğun bir ilgi vardı. Sizde bilirsiniz ki Başkale’de DDKD dışında iç bir sağ ya da sol siyasi örgütlenme yoktu. Ama o dönemde görev alan arkadaşlarımızın çoğu şu anda resmi kurumlarda çalışıyorlar. Onların adını anmak çok da bir fayda sağlamaz. Ama yediden yetmişe herkes o sürece katkı sunmuştur ve görev almıştır ve kendilerine minnet borçluyuz.

12 EYLÜL’ÜN TANK SESLERİ DUYULUYOR

 

DDKD süreci nasıl sonlandı?

 

Hüsamettin Acar:12 Eylül faşist rejimi iktidara geldiğinde,DDKD henüz üç yaşında bir bebekti.Yani yaşına rağmen büyük işler başaran bir bebekti..!Kısa zamanda on binlere öncülük eden,onlarca şubesi olan bir dernekti.Farklı strateji  ve hesapları olan bir güçtü.

 

12 Eylül ya da farklı bir darbenin olacağını hesaplayamadınız mı?

 

Hüsamettin Acar: Kaygılarımız vardı. Zira 12 Eylül’ün olmasına yakın bir zamanda böylesi darbenin yaşanacağını konuşur hale geldik, teknik ve stratejik ve lojistik olarak başka bir alternatif de geliştirebilme şansımız ve olanağımız yoktu.

 

Yani oturup darbeyi mi beklediniz?

 

Hüsamettin Acar: biraz da öyle oldu.

 

Tanklar sokaklara indiğinde ne düşündünüz, nasıl bir karar aldınız?

 

Hüsamettin Acar: Evet sabah beş sıralarıydı. Başkale sokaklarının tanklarla, askerlerle çevrildiğine tanık olduk. O zaman televizyonlar yoktu. Radyo da çok az evde vardı. Radyosu olanlar, radyolarını açtığında, General Kenan Evren’in konuşmasıyla karşılaştılar.

 

Peki, ne yaptınız?

 

Hüsamettin Acar: Sonuçta küçük bir ilçeydi ve evler birbirine çok yakındı. Kuryeler aracılığıyla arkadaşlarımıza haber saldık. Her evde dolaplar dolusu kitaplar vardı. Yaz ayı olmasına rağmen sobaları kurup, o kitapları sobalarda ve tandırlarda yaktık.

 

Ülke dışına çıkmayı ya da, dağlara çıkmayı tartışmadınız mı?

 

Hüsamettin Acar: Baştan da dediğim gibi, silahlı mücadele gibi bir politikamız yoktu. Askeri cuntanın başa geldiğini öğrenir öğrenmez, yönetici kadrolarımız ve isimleri ön plana çıkan arkadaşlarımız, kendi olanaklarıyla, faşist darbeden korunmanın arayışına girdiler. Kimi arkadaşlarımız, asker barikatını yarıp, İspiriz dağı istikametine yönelip geçici olarak barınacakları köylere gidip yerleşti. Kimileri İran’a geçip Mamedi Senar’ın destekleriyle yurtdışına çıkmayı başardı. Hiç bir yere gidemeyen arkadaşlarımız ise yapılan ev baskınlarıyla tutuklanarak Diyarbakır zindanlarına götürüldüler ve onlarca yıl zindanlarda kaldılar.

 

Tutuklanan arkadaşlarınız serbest bırakıldıklarında ne durumdaydılar?

 

Hüsamettin Acar:12 Eylül faşist darbesi sonrası, zindanlara atılan on binlerce insan gibi arkadaşlarımızda büyük işkencelerden geçirildiler. Bu işkenceler arkadaşlarımız üzerinde ruhsal, fiziki ve psikolojik alanda büyük tahribatlar yarattı. Birçok arkadaşımız sakat kaldı. Kendilerine tüm devlet kurumlarının kapıları kapatıldı. İş olanakları kısıtlandı ve korkunç bir travma oluşturdu.

 

DDKD BİR KEZ DAHA TABELASINI ASTI

 

36 Yıllık aradan sonra tekrara tabelanızı astınız, bu nasıl bir duygu?

 

Hüsamettin Acar: Biz DDKD geleneği olarak siyasi sürecin dışında hiçbir zaman kalmadık. Belki kitlesel olarak bir varlık göstermedik ama biz her zaman bu sürecin bir ayağı olduk. Avrupa’da ve başka alanlarda farklı sahalarda farklı mücadeleler yürüttük. Çeşitli isimler ve örgütlenmeler altında mücadelemizi yürüttük. Aradan 36 yıl geçtikten sonra, Genel merkezden sonra ilk şubemizi Van’da açtık ve siyasi sürece bir kez daha dahil olduk.

 

PKK hareketinin Kürt coğrafyasında sağladığı ağırlık karşısında, siyasi söylemleriniz taraftar bulur mu?

 

Hüsamettin Acar: PKK silahlı mücadeleyi temel almış bir harekettir. Kürdistan’da yakaladığı başarıyı görmemezlikten gelemeyiz. Kürt mücadelesinin geldiği aşamada ebetteki PKK ve siyasi yapılarının rolü çok büyüktür. Ama bu demek değildir ki, bu süreçte geçmişin mirası yoktur. Sadece DDKD ile değil, Kürt siyasi hareketi yüzyılları kapsayan bir mücadelenin eseridir. Bu süreçte herkesin katkısı olmuştur. Ama PKK ‘yı burada farklı bir kategoride değerlendirtmek lazım.

 

Günümüzde yürütülen Kürt siyasi hareketinin neresinde duruyorsunuz?

 

Hüsamettin Acar: DDKD olarak daha fazla kültürel ve demokratik alanda sürece katkı sunma politikamızı sürdüreceğiz. Kimseye ne çok uzak ne de çok yakın duruyoruz. Sonuçta bu bölgenin bir gerçekliğiyiz ve mücadelede üstümüze düşen görevleri almaya hazırız.

 

Sanırım DDKD’nin Tanımını da değiştirdiniz?

 

Hüsamettin  Acar: Evet.. Doğrudur. Türk devletinin Küt realitesi konusundaki samimiyetini sınamak için, bu kez Devrimci Demokratik Kültür Derneği yerine, Devrimci Demokratik Kültür Derneği tanımını kullandık. Yani ‘kültür’ sözcüğü yerine ‘Kürt’ sözcüğünü kullandık.Yetkili mercilerde bu yaklaşıma onay verdi.

 

Son bir soru, Yürütülen barış sürecine ve daha sonra ki süreçlerde ittifak içinde yer alma olayına sıcak bakar mısınız?

 

Hüsamettin Acar: Evet neden olmasın. Barış hepimizin ortak arzusu. Biz bu halkın, bu coğrafyanın çocuklarıyız. Halkın çıkarına olan her girişime destek sunarız, Genel başkanımızın Diyarbakır’da çeşitli Kürt siyasi yapılanmalarıyla başlattığı diyalog da bunun en somut örneğidir. Ne bizim kimseye düşmanlığımız, ne de kimsenin bize düşmanlığı vardır. Acılarımız ve sevinçlerimizin ortak olduğu bir halkın çocuklarıyız. Artık ayrışmaların, kutuplaşmaların zamanı değil. Bizler artık kan ve gözyaşlarına tahammül edecek bir halk değiliz. Barışın koşulları ne kadar ağır olursa olsun denenmelidir.

 

Teşekkürler, Başarılar

BASKALENEWS

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT