1. HABERLER

  2. YEREL

  3. 12 Eylül Davası
12 Eylül Davası

12 Eylül Davası

12 Eylül darbesi ile ilgili olarak dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı davanın duruşması, Ankara 12. Ağır Ceza M

A+A-
12 Eylül darbesi ile ilgili olarak dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya'nın yargılandığı davanın duruşması, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam etti.
Duruşmaya sanık avukatları ve müdahil avukatlar katılırken, Kenan Evren ve Ali Tahsin Şahinkaya duruşmaya katılmadı. Müdahil avukatlar, tedavisinin ayakta yapıldığı iddia edilen Ali Tahsin Şahinkaya'nın mahkemeye getirilmesini ve tutuklu yargılanmasını istedi. Avukatlar, dilekçelerini mahkeme heyetine sunarken, dilekçeleri ile ilgili söz alarak konuştu. Mahkemenin istediği bazı belgelerin MİT Müsteşarlığı tarafından gönderilmediğini iddia eden Avukat Şenal Sarıhan, Başbakanlığın bu konuda samimi olması durumunda MİT ve diğer kurumlardaki belgelerin mahkemeye sunulmasını sağlaması gerektiğinin altını çizdi.
Söz alan Başbakanlık Vekili Avukat Sami Arslan Aşkın ise, Başbakanlık olarak davaya müdahil olduklarını, mahkeme tarafından talep edilen belgeleri gönderdiklerini, Başbakanlığı bağlı olan MİT ve Genelkurmay Başkanlığı'nın ellerinde olan belgeleri mahkemeye gönderdiklerini savundu.
Mahkeme başkanı davayı öğleden sonraya erteledi. Mahkeme salonu dışında diğer avukatlarla birlikte gazetecilere bir açıklama yapan müdahil Avukat Ömer Kavili, "Bugün ülkemiz tarihinin darbe yargılanmasıyla ilgili ilk acemilik eseri olan başlatılmış bir yargılama süreci, bugün mahkeme heyetinin önünde somutlaşmış ve geldiğimiz aşamada geçen duruşmada kürsünün karşısında ekran önünde elini uzatarak kahve içen sanık darbeci Tahsin Şahinkaya meğer hastanede yatmıyormuş, hastanede yatması gerekmeyen bir sanıkmış. Sanığın hastanede yatması gerekmediği halde sırf mahkemeden kaçmak için, sırf burada işkence ve acı çektirdiği insanların aileleri ile göz göze gelmemek için, meğer sadece o gün rol yapmak üzere hastaneye yatmış. Bunanla ilgili resmi yazı mahkeme dosyasına girmiş, İstanbul'da görev yapan yargıç, bu durumu bilmesine rağmen hiçbir şekilde bu mahkemeyi bilgilendirmeyerek ilginç bir faaliyet örneği göstermiştir. Bunun anlamı; darbeciler hala bu toplumun genlerine yerleşmişler ve hala kendilerini dokunulmaz, kutsal kişiler, yaratıklar olarak zannetmektedirler. Oysa bugün bu ayrıntıları müdahil avukatlar olarak bizler mahkemeye bildirdik. Sanığın ceza hukuku sisteminin en ağır suçu ile yargılanması, en ağır cezadan cezalandırılması isteği karşısında mahkeme heyeti ile alay eder gibi hileli hareketlerle hala mahkemeden kaçıp, hani kanun önünde eşitlik ilkesi deniliyor ya, onu dahi çiğnemiş olması karşısında tutuklanması yönünde talepte bulunduk. Mahkemenin istediği evrakı 9 aydır gönderemeyen ve bir türlü çalışmayan ve çalışmaya da heves ve niyeti olmayan MİT ve Genelkurmay gibi hassas ve yüksek devlet kurumlarının da bir an önce çalıştırılıp oralarda gizledikleri delilleri mahkemeye göndermeleri yönünde ayrıntılı, bilimsel, ceza yargılaması ilkelerine ceza hukuku profesörlerinin görüşlerini katarak açıklama yaptık, fakat mahkeme bunları şimdilik dinledi ama ara verdiği için duruşma öğleden sonraya ertelendi. Ancak getirilmeyen delillerle eğer karar vermeye gidecek olur ise, endişemiz odur ki sanıklara beraat verme ihtimalini de düşünmek istemiyoruz ama bu memlekette artık sürpriz olmayabilir" dedi.
12 Eylül davası nedeniyle cezaevinde yatan Tahir Canan'ın eşi Gülnihar Canan ise, adil bir yargılama istediklerini söyleyerek, "32 yıllık darbenin 31.5 yıllık mahkumunun eşiyim. Biz gerçek, adaletli bir yargı istiyoruz, hak etmediği suçlardan dolayı yatırılmasını istemiyoruz. Bugün Tahir telefon etti, işkence ve kötü muamele için ifadeye çağırılıyor, ama mağdur sıfatı ile dilekçe verdiğimiz halde nezarethanede ifade alınıyor. Mahkeme hala mağdurluğumuzu kabul etmemiş durumda" diye konuştu.
12 Eylül'ü aşmanın sadece yargıdan çıkacak kararla olacak bir şey olmadığını, aynı zamanda siyasi mücadeleyi de gerektirdiğini ifade eden Avukat Arif Ali Cangı da, "Tarihi bir olay yaşıyoruz içeride. O tarihi olay içinde bizlerin, sizlerin ve özellikle mahkeme heyetinin tarihi bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğun yerine getirilmesi gerekiyor. 30 yıl boyunca anayasal zırh ile korundular, şimdi o zırh kalktı, bu kez de başka başka korumalar ortaya çıkmaya başladı. En son örnekte, hasta olmadığı halde hastanede yatmadığı halde sanki hastanede yatıyormuş gibi bilgi verilen sanık Ali Tahsin Şahinkaya'nın sırf ifadesinin hastanede telekonferans sistemi ile alınması için hastaneye yatırıldığı ortaya çıktı. Bu yargılama ile dalga geçmek, alay etmektir. Bu davaya olan güvenin sağlanması için tutuklama istedik" şeklinde konuştu.
13 Eylül 1980 tarihinde gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden ve ailesinin cenazesine ulaşamadığı Cemil Kırbayır'ın amcası Torun Karakaya, Cemil Kırbayır'ın annesi olan Berfo Kırbayır'ın hasta yatağındaki son isteğini gazetecilerle paylaştı. Karakaya, "105 yaşındaki ablam ağır koma halinde. Bu mahkemeye o haliyle sürekli gitti geldi. Kendisi son nefesini vermek üzere, bana şunu söyledi; 'Oğlumun, Cemil Kırbaylı'nın kemiklerini benim kefenime sarın, beni öyle mezara koyun' dedi. Mahkemeye şunu söylemek istiyorum, benim ablam o yaştayken mahkemeyi takip ediyor. 33 senedir maddi ve manevi her şeyi bitmiş vaziyette ama gururu yücedir. Şimdi Tahsin Şahinkaya suç işledi. Tahsin Şahinkaya'nın tutuklanarak davanın sürdürülmesini istiyoruz" dedi.
(DY-CC-Y)

17.01.2013 14:01:29 TSI

HABERE YORUM KAT